Türk Sinemasının Ekonomik Yapısı
Ertan Tunç - Dosya 07 Haziran 2014

Sinemanın ekonomik yapısı söz konusu olduğunda ise dönemleştirme açısından çok daha az seçenek kalmaktadır

 

Endüstriyel Açıdan Türk Sineması’nın Dönemleri

Türk Sineması yaklaşık yüz yılı geride bıraktı. Bu denli büyük bir zaman dilimine yayılan ülke sinemalarını anlamak, kavramak, yorumlamak ve tarihsel gelişim çizgisi içinde yaşadığı evrimi gözler önüne serebilmek için dönemlere ayırarak incelemek büyük bir uygulama kolaylığı sağlamaktadır. Bir ülke sinemasını belirli yıllara, önemli olaylara ve kırılma anlarına (ihtilaller, savaşlar vb.), bazı teknik gelişmelere (renkli film, hareketli kamera vb.), bazı kişilere (yönetmenler, siyasi liderler ve diktatörler) ve bazı filmlere göre dönemlere ayırmak en çok kullanılan yöntemlerdir.

 

Sinemanın ekonomik yapısı söz konusu olduğunda ise dönemleştirme açısından çok daha az seçenek kalmaktadır. Sinemanın ekonomik açıdan varlığı; yapım, dağıtım ve gösterim adı altında, kendi dinamiklerine sahip üç önemli ayaktan oluşur. Üçüncü ve son aşamadan sonra bir sinema filmi, varlık sebebini bütünleyen ve ekonomik açıdan tüm süreci yeniden geri besleyebilme gücüne sahip olan seyirci faktörüyle buluşur. Ülke sinemalarını ekonomik açıdan inceleyen çalışmaların tamamına yakınında, kaçınılmaz olarak, üretim ve tüketim dualitesi üzerinden bir incelemeye gidildiği görülmektedir. Bir ülke sinemasının ekonomik durumu/gelişimi hakkında fikir vermesi açısından en çok faydalanılan endüstriyel veriler; üretilen film sayısı, üretim tipi ve kaynağı, yapımcı sayısı, dağıtımcı sayısı, sinema sayısı, seyirci/satılan bilet sayısı, bilet fiyatı, ortalama film maliyeti/getirisi gibi sayısal değerlerdir. Literatürde, planlı ekonomi modelini seçen, kalkınmakta olan ülkelerde devlet kontrolünde olan ham film dışalım miktarı, ya da sosyalizmle yönetilen ülkelerde devlet stüdyosu yıllık üretim kapasitesi vb. sayısal verilerin de kullanıldığı görülmektedir. 

 

Türk Sineması’nı ekonomik açıdan dönemlere ayırmak gerektiğinde birkaç farklı yöntem izlenebilir. Film üretimini baz alan yönteme göre; Türk Sineması dört ayrı bölümlendirmeye tabi tutulabilir. Yerli film üretiminin henüz gerçekleşmediği sadece film gösterimi yapılabildiği ilk dönem, üretimin devlet kontrolünde/tekelinde olduğu ikinci bir dönem, üretimin özel yapımevlerinde tekelinde olduğu üçüncü bir dönem ve hem devlet hem de özel sektörün film üretimini gerçekleştirebildiği dördüncü bir dönem.

 

Diğer bir yöntem ise; üretim kaynağını tarihsel gelişim süreci içine yerleştiren, daha düz bir çizgide dönemleştirme yapan, hem üretimin biçimini hem de kaynağını değerlendirme kapsamına alan eklektik yöntemdir. Bu yönteme göre Türk Sineması’nı ve Türkiye’deki sinema endüstrisini dönemlere ayırmak gerekirse; 1896-7 yılındaki ilk sinema gösteriminden ilk ‘yerli özel yapımevi’nin kurulduğu 1922 yılına kadar geçen süre ilk alt-dönemi teşkil ettiğini öne sürebiliriz. İkinci alt-dönem; 1922 yılından 1960 yılına kadar geçen, sivil yapımevleri bazında film üretiminin gerçekleştirildiği “Özel Yapımevleri ve Sinemacılar Dönemi”dir. 1960 yılından 1973 yılına kadar süren dönem, Türk Sineması’nın istisnai bir finansman biçimi geliştirdiği “Bölge İşletmeciliği Dönemi”dir. 1973 yılından sonra günümüze kadar gelen dönem kendi içinde “seks filmleri furyası”, “tarihi filmler furyası”, “12 Eylül sineması”, “video filmleri furyası”, “televizyon filmleri”, “kadın filmleri”, “Yeni Türkiye Sineması”, “arabesk filmler furyası” vb. şekilde gerek üretim biçimi gerekse içeriği bakımından bazı bloklara ayrılmakla beraber, finansman yöntemlerinde görülen çeşitlilik nedeniyle aslında “Bağımsız Türk Sineması” üst-adıyla toplanabilir. Ben kendime adıma; Türk Sineması’nın üretim dinamikleri açısından dönemlendirmesini, yüzdeli (pursantaj) dağıtım, gecikmeli-iskontolu dağıtım gibi özel dağıtım yöntemleri ile aynı filmin çeşitli zamanlarda tekrar tekrar gösterime girdiği geleneksel yöntemle birleşip Türk sinema sektöründe ülkemize has bir üretim biçiminin doğmasına yol açan “Bölge İşletmeciliği Modeli” üzerinden kurmayı tercih ediyorum. Türk Sineması endüstriyel açıdan; “Bölge İşletmeciliği Öncesi Dönem”, “Bölge İşletmeciliği Dönemi” ve “Bölge İşletmeciliği Sonrası Bağımsız Türk Sineması Dönemi” olarak kabaca üçe ayrılabilir. “Bölge İşletmeciliği Dönemi”nin asıl önemi; sinemanın ekonomik açıdan varlığını borçlu olduğu yapım, dağıtım, gösterim ve seyirci dörtlüsünün tamamına dokunan, tamamından etkilenen ve tamamını etkileyen güçlü bir sistem olmasında yatar. Üstelik, “Bölge İşletmeciliği Modeli” yerli filmlerin biçim ve içeriği üzerinde de büyük ölçüde hakimiyet tesis etmiş bir tür finansman yapılanması, bir tür -bize has- yerli film üretim modelidir. Bu model Türk Sineması’nda ve bilhassa üretim miktarları üzerinde o denli etkili olmuştur ki; 1970’lerdeki “seks filmleri furyası” da, 1980 sonrasında üretimin hatırı sayılır bir kısmını finanse eden video işletmeciliği modeli de, özel televizyonların “TV filmleri furyası” da bir anlamda “Bölge İşletmeciliği Modeli”ni üzerine tesis edilmiştir. Türk Sineması’nın Eurimages, yerli ve yabancı festivallerin ödülleri, reklam ve sponsorluk anlaşmaları, özel televizyonlar gibi yeni finansal kaynaklarla tanışması, reklam ve medya sektörü sayesinde teknik kalitedeki artış Türk Sinema endüstrisini bambaşka bir yere taşımış olmakla beraber yine de üretim miktarları hiçbir zaman “Bölge İşletmeciliği” dönemlerindeki düzeye ulaşamamıştır.  

 

Bir Ekonomik Model Olarak Türk Sineması’nda Bölge İşletmeciliği

1948 vergi indiriminden sonra hızla artan üretim içinde yerli film yapıları seyirci tercihleri (gişe gelirleri) sebebiyle belli bir form yakalamıştı. Önemli gişe gelirleri getiren melodramik Mısır filmleri, Amerikan macera ve güldürü filmleri ve Türk Sineması’nın kendi köklerinden kaynaklanan edebiyat uyarlamaları ve tarihsel filmler belirli bir sinema anlayışını beraberinde getirmiş, sonraki yıllardaki üretimler bu ana izlekler üzerinde hareket etmiştir. Bugün bile Türk Sineması’nın hakîm üretimi yine bu film türleri çerçevesindedir. 1949 yılına kadarki süre zarfında Türk Sineması, işletmecilik kökenli bir yapım/üretim biçimine sahip olmuştur. Tıpkı ülkedeki sermaye birikiminin olmadığı diğer alanlarda olduğu gibi sinema sektöründe de ithalatçı firmalar yerli üretimi gerçekleştirmiştir. Seyirci beğenisi ve gişe gelirleri yani tecimsel nedenler hem filmlerin yapısını hem de üretim şeklini belirlemiştir. Üretim, dağıtım ve gösterim aşamalarından oluşan sinema endüstrisi, sinema sanayinin her üç ayağını da aynı işletme yapısının gerçekleştirdiği özel bir forma bürünmüş, aynı anda yabancı sinema filmi ithal eden, dublajlayıp Türkçeleştiren, yerli film üretimi yapan ve bunları ihraç eden bunlara ilâveten film dağıtımı ve sinema salonu işletmeciliğini yapan Türkiye’ye has girişimler/girişimciler ortaya çıkmaya başlamıştır.

 

Aynı dönemde, işletmeciler 3 önemli finansman yöntemi uygulamaktaydılar: Pursantaj, bono ve amortisman sistemi. 1950’lerde yaygınlaşan “Pursantaj” uygulamasına göre yapımcının görevlendirdiği yapımevi elemanı (pursantaj memuru) filmi gösterime sokmak için şehir şehir dolaşmakta, anlaşmaya vardığı sinema salonlarına filmi kiralamakta ve gösterim sırasında kesilen biletleri kontrol ederek sinema salonu sahibinin ya da işletmecisinin bilet kaçırmasını engellemekteydi. Rüsum ve reklam giderleri çıktıktan sonra geriye kalan gelir genelde işletmeci ve yapımcı arasında yarı yarıya paylaşılmaktaydı. Türk Sineması’nda sıkça kullanılan bu sistem yapımcıya, yatırımının daha kısa sürede ve eksiksiz olarak dönmesini sağlamaktaydı. 1950’li yıllarda sinemaya artan ilgi ve yapım giderlerinin karşılanma hızının artışı bölgesel etkinliğe sahip işletmelerin ortaya çıkışını sağlamıştı. Adana, Ankara, Samsun, İzmir ve Zonguldak bölge işletmeleri, daha önce bizzat yapımevleri tarafından dağıtımı yapılan filmlerin dağıtım sorumluluklarını almışlar, zamanla aracılık görevlerinin yanı sıra izleyici taleplerine göre filmlerin yapılarını da belirlemeye başlamışlardı. Bölge işletmecisi sadece anlaşmalı olduğu filmlerin sadece kendi bölgesindeki dağıtımını üstlenmekteydi.

 

Türk Sineması’nda bono ve amortisman sistemlerinin uygulanmaya başlaması da 1950’li yılların ortalarında başlamıştı. Bu yıllarda ortalama üretim 50 filmin üzerinde çıkmış ve yapımcıların içine düştükleri finansman sorununu çalışanlarına vadeli ticaret senetleriyle borçlanarak aşma yoluna gitmişlerdi. Bono alan oyuncu ya da çalışanlar genelde aldıkları bu senetleri piyasada kırdırmışlardır. Parasal sıkıntı içindeki Türk Sineması’nda sıkça rağbet gösterilen bonolar 1960’lı yıllarda neredeyse tüm sektöre hakim olan bir ödeme biçimi halini almıştı. Amortisman sistemi ise verginin ödeme şekli için kullanılmaktaydı. Amortisman sisteminde bir filmin kendisini 5 yılda amorti edeceği varsayılıp, yıllara göre kazanç yüzdeleri birinci yıl %60, ikinci yıl %20, 3.yıl %10, 4. ve 5. yıl ise %5 olarak hesaplanır, filmlerin gelirinden amortisman payları ayrılıp vergileri peşin olarak ödenirdi. Filmin daha maliyetini karşılamadan vergisinin ödenmesi yapımcının zarar etmesine yol açtığı için yapımcılar bu zararı karşılamak için enteresan bir çözüm bulmuşlardı: Yıl sonunda bir film daha yapılır ve bu filmin maliyeti o yıl için ödenmesi gereken vergiden fazla olurdu, bu durumda yıl sonunda zarar gösterilerek vergi ödenmezdi. Yıl sonunda yapılan bu filme de “amortisman filmi” denirdi.

 

Türk Sineması’nın kronik sorunu olan sermaye yetmezliğinin üstesinden gelen ve yerli film üretimini bugün bile aşılamayan bir düzeyegetiren “Bölge İşletmeciliği Modeli” zaman içinde yukarıda bahsettiğim uygulamalar üzerinden filizlenmiş, kendiliğinden ortaya çıkmıştı. Her üç finansal yöntemi de içinde eriten, bölge işletmeciliğine dayanan üretim tarzında, bölge işletmecileri yapımcılara hangi tür filmlerin rağbet gördüğüne dair raporlar verir, nasıl bir film istediklerini (konu, oyuncu hatta yönetmen) söylerler ve yapımcılar da bir sonraki dönemde yapacakları filmlerin neredeyse her türlü özelliğini, bölge işletmecilerinin dolaylı olarak da seyircinin talebine göre şekillendirirlerdi. Bu sistemde bölge işletmecileri, filmin göreceği tepkiyi aşağı yukarı bildikleri için tahminî getiriye kıyasla belli bir bütçe ayırırlar, bütçenin bir kısmını da yapımcıya avans olarak verirler. Senet ya da bono şeklinde verilen avanslar piyasada kırdırılır, nakite çevrilirdi, bu sebeple birçok yapım tefecilerle, bankerlerle ilişkiye geçmek zorunda kalırdı. Yapımcılar aldıkları bonoları tefeci ya da bankerlere %2,5 ya da %5 oranında kırdırmışlardır. Bölge işletmecisinin ödeme şekli filmin yapımcısının camiadaki kredibilitesine göre şekillenmekteydi. Avansı alan yapımcı; filmin türünü, konusunu, oyuncularını ve kimi zaman da yönetmenini belirler, filmi gerçekleştirirdi.

 

1950’li yıllarda kurulmasına rağmen 1960’lı yıllarda Türk Sineması’nın üretim biçimine hakim olmaya başlayan “bölge işletmeciliği”, Türkiye’yi 6 işletme bölgesine ayırmaktaydı. Bu bölgeler; İstanbul Bölgesi (İstanbul, Tekirdağ, Kocaeli, Sakarya, Bursa, Çanakkale, Edirne ve Kırklareli), İzmir Bölgesi (İzmir, Aydın, Muğla, Manisa, Burdur, Balıkesir, Isparta, Antalya, Afyon, Kütahya, Uşak, Denizli), Ankara Bölgesi (Ankara, Çankırı, Kırşehir, Yozgat ve Bolu), Adana Bölgesi (Adana, Konya, Niğde, Mersin, Malatya, Kayseri, Van, Hatay, Gaziantep, Siirt, Şanlıurfa, Elazığ, Diyarbakır, Mardin, Bitlis, Adıyaman, Tunceli, Bingöl, Muş ve Hakkari), Samsun Bölgesi (Samsun, Amasya, Artvin, Çorum, Ordu, Trabzon, Sinop, Erzurum, Kars, Ağrı, Erzincan ve Gümüşhane) ve Zonguldak Bölgesi’dir (Zonguldak ve çevresi). Yapımcı ile sinema salonu işletmecisi arasında komisyonculuk yapan “bölge işletmecileri”, filmleri nakit ya da bono karşılığı satın alırlar veya %25 komisyon karşılığı bölgelerinde işletirlerdi. İstanbul Bölgesi’nde avans sistemi uygulanmazdı.

 

Yukarıda kısaca özetlenen Bölge İşletmeciliği Sistemi’nin, her ne kadar üretim kalitesinde bir düşüşe neden olduğu gerçeğini görmezden gelemesek de, uzunca bir süre Türk Sineması’nın ekonomik yapısını belirleyici, kilit bir rol üstlendiğini gözden kaçırmamak gerekir. Bu model; Türk Sineması’nın bizzat seyircisi tarafından finanse edildiği ve şekillendirildiği, milli bir ‘sinema finansman modeli’ olarak da kabul edilebilir.

 

Bir Endüstriyel Kapasite Göstergesi Olarak Yerli Film Sayıları

Hiç kuşku yok ki, bir ülke sinemasının endüstriyel gelişimi/gücü ve dönemsel potansiyeli incelenirken dikkat edilmesi gereken ilk ve en önemli öğe, sektörün üretim miktarıdır. Sinemanın sektörel analizi söz konusu olduğunda; film maliyetleri, film sayıları, sektörde çalışan insan sayısı ve sektörde dönen paranın miktarı göstergeler önem taşımaktadır, fakat Türk Sineması söz konusu olduğunda üretilen film adetleri haricindeki parametrelerin tarihsel gelişimine ait veriler son derece kısıtlıdır. Seyirci adetlerinin sağlıklı bir dökümü olmadığı için, sinema endüstrisinin yapısı/büyüklüğü hakkında film adetleri en önemli kalkış noktası kabul edilebilir. Bu nedenle; Türk Sineması’nın üretim miktarı açısından gelişimini görmek için, hangi yıl kaç film üretildiğine göz atmak gerekmektedir. Film çekilmeyen bazı yıllar olmakla beraber 1940 yılına kadar, maalesef bugün ciddi bir kısmı günümüze ulaşmayan, sadece 43 Türk filmi yapılmıştır. Türk Sineması, 1940 yılından sonra film üretimine aralıksız devam etmiş, 2013 yılı sonu itibariyle, toplamda 6.600’ü aşkın uzun metraj kurmaca film üretmiştir.   

Yıllara Göre Türk Filmi Üretim Miktarları (1940-2013)
Yıl Film Sayısı Yıl Film Sayısı Yıl Film Sayısı Yıl Film Sayısı
1940           4 1960         85 1980         68 2000         19
1941           2 1961       123 1981         71 2001         20
1942           4 1962       131 1982         72 2002         56
1943           2 1963       117 1983          78 2003         57
1944           4 1964       181 1984        126 2004         77
1945           2 1965       215 1985        123 2005         29
1946           6 1966        241 1986        184 2006         34
1947         12 1967        209 1987        186 2007         43
1948         18 1968        177 1988        117 2008         51
1949         19 1969         231 1989          99 2009         70
1950         22 1970         224 1990          74 2010         66
1951         36 1971         265 1991          33 2011         75
1952         56 1972         300 1992          39 2012         60
1953         42 1973         209 1993          82 2013         88
1954         51 1974         189 1994          78    
1955         62 1975         225 1995          35    
1956         51 1976         164 1996          37    
1957         60 1977         124 1997          25    
1958          91 1978         126 1998          23    
1959          79 1979         193 1999          21    

 

Türk Sineması'nın Ekonomik Yapısı Hakkında

Türk Sineması’nın ekonomik yapısını doğrudan ya da dolaylı bir biçimde etkileyen en önemli gelişmelere; Birinci ve İkinci Dünya Savaşı, 1942 Varlık Vergisi, 1948 Vergi İndirimi, 1958 Develüasyonu, film deposu (arşiv) yangınları, OPEC Krizi, ihtilaller, ham film dışalım kotaları ve döviz kullanım sınırlamaları, televizyonun, video döneminin ve internet çağının seyirci/gişe üzerindeki etkileri, belediye rüsumu, diğer vergiler, dvelüasyonlarlar, ekonomik krizler, 1990’lı yıllardan itibaren büyük Amerikan şirketlerinin Türkiye’deki dağıtım ağlarının kontrolünü ele geçirmiş olması, özel televizyonlar, sponsorluk ve reklam anlaşmaları, Eurimages katkıları, iç göç etkisi örnek verilebilir.

 

Türk Sineması’nın yerli film sayısı, (yerli film) seyirci sayısı ve sinema salonu (ve koltuk kapasitesi), 1940’lardan itibaren yükselmeye başlamış, 1960’larda ve 70’lerde tavan yapmış, sonra 1990’lara kadar -genel itibariyle- düşüş sergilemiştir. Türk Sineması’nın ekonomik açıdan en yüksek potansiyele eriştiği dönemin, yerli film üretiminin ve seyirci sayısının tavan yaptığı 1960-1975 arasındaki dönem olduğunu söyleyebiliriz. 2000’lerin başından itibaren tekrar yükselişe geçen yerli film üretimi son yıllarda, televizyonun da etkisiyle, yeni endüstriyel anlamda yeni bir ivme kazandı ve 2013 yılında son 20 yılın en büyük film üretim miktarına erişti. 100. yaşını kutlamak üzere olan Türk Sineması’nın ekonomik kapasitesindeki kantitatif yükselişin üretim (ve içerik) kalitesine de yansımasını ümit ediyoruz.

 

YORUMLAR

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamıştır.

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz buradan üye olabilirsiniz.