Türk Sinemasında Bir Kırılma Noktası: Susuz Yaz
Barış Saydam - İnceleme 17 Şubat 2017

Gösterilmesi ve yurtdışına çıkarılması yasaklanan bir filmin aradan geçen elli bir yıldan sonra hem halk hem de devlet nezdinde tanınması Türk sineması açısından kenara not edilmesi gereken bir gelişme.

 

Türk sinemasının 100. yılı dolayısıyla yapılan etkinliklerden biri olan Sinema Genel Müdürlüğü’nün hazırladığı yüzyılın en iyi on Türk filmi anketinde Susuz Yaz, Hababam Sınıfı’nın önünde birinci seçildi. Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik bu sonuç üzerine, “sinema seyircisinin ilk on film arasındaki beğenisiyle Cannes Film Festivali'nde alınan ödüller arasındaki uyum da Türk sinema seyircisinin zevkleri ve tercihlerinin uluslararası standartlarda olduğunu gösteriyor” dedi.[1]

 

Susuz Yaz filminin çekildiği dönemde sansür kurulundan geçemediği için vizyona gecikmeli girdiğini, Berlin’deki ödülden sonra vizyon yolunun açıldığını düşünürsek Bakan Çelik’in açıklamaları daha anlamlı oluyor. Gösterilmesi ve yurtdışına çıkarılması yasaklanan bir filmin aradan geçen elli bir yıldan sonra hem halk hem de devlet nezdinde tanınması Türk sineması açısından kenara not edilmesi gereken bir gelişme.

 

Bu vesileyle bizler de Susuz Yaz filminin serüvenini gün yüzüne çıkaralım, arşivden görsellerle Susuz Yaz’ı bir kez daha hatırlatalım istedik. (Susuz Yaz filmini tıklayarak arşive ulaşabilirsiniz.)

 

Hikâye İzmir’de Başlar

Necati Cumalı’ın eserinden uyarlanan Susuz Yaz’ın çekimleri İzmir’in Urla ilçesinin Bademler köyünde gerçekleştirilir. 1963 yılında başlayan çekimler kalabalık bir ekiple sürdürülür ve dokuz ayda bitirilir. Başrol için başlarda Ayhan Işık ve Türkan Şoray isimleri düşünülür, fakat bu oyuncuların çok fazla para istemesi nedeniyle Ulvi Doğan’la on altı yaşında ilk kez kamera karşısına geçen Hülya Koçyiğit filmde başrolü oynar. Yönetmen Metin Erksan, filmi tamamladığında o dönemde pek çok filmin yaşadığı sansür sorunuyla karşı karşıya kalır. Film, “Türkiye’yi dışarıya kötü gösterdiği”[2] gerekçesiyle sansüre takılır ve vizyona çıkamaz. Bu sırada filmin Erksan’la birlikte yapımcılığını (Hitit Film’in sahibi) üstlenen, aynı zamanda  başrolde de yer alan Ulvi Doğan, casusluk filmlerini aratmayacak yöntemlerle filmi Almanya’ya kaçırır. Susuz Yaz’ın esas hikâyesi de bu şekilde başlamış olur.

 

Alman Konsolosluğu’ndan Metin Erksan’ın ressam arkadaşı Cemal Tollu filmi Almanların beğendiğini ve Berlin’e götürmek istediklerini söyler. Almanya’da yaşayan Doğan, çevresinin de etkisiyle filmi Berlin Film Festivali’ndeki yarışmaya dâhil ettirir. Trockener Sommer ismiyle yarışmaya katılan filmin yönetmeninin ismi de İsmail Metin olarak değiştirilir. Bu konuda iki taraf da farklı görüşler öne sürer. Doğan, Berlin Belediye Başkanı’nın festivalde komünist bir yönetmenin filmini gösteremeyiz, ya yönetmenin ismini değiştirin ya da filmi yarışmadan çekin diye kendisini uyardığını, bunun üzerine Metin Erksan’ın göbek adı olan İsmail ismini kullandıklarını söyler.[3] Erksan ise bu iddiaları reddederek Doğan’ın yalan söylediğini, filmden tek başına para kazanmak için bu şekilde bir söylem geliştirdiğinden bahseder ve Doğan’ı dolandırıcılıkla suçlar.[4] Aradan geçen yıllara rağmen herhangi bir sonuca bağlanmayan bu tartışmaya karşılık Susuz Yaz Berlin’de sürpriz bir şekilde festivalin büyük ödülü olan Altın Ayı’yı kazanır. Bu başarısından sonra filmi İngiltere ve Amerika’da da göstermek isteyen Doğan, etrafındakilerin tavsiyeleri üzerine filme yeni görüntüler ekler. Erol Taş ve Hülya Koçyiğit’in karşılıklı oynadığı erotik sahneler ekleyerek filmin gişesini arttırmayı amaçlar. Bunun için yeni sahnelerde oynayacak dublörler bulur ve sahneleri tamamlayarak filme ekler. Metin Erksan bunun üzerine yapımcısı ve başrol oyuncusu Ulvi Doğan’a dava açar. İşin ilginç yanı o dönemde basına bütün bunlar günbegün yansımaktadır. (Görsel galeride o dönem filmle ilgili çıkan haberlerin bir bölümüne ulaşabilirsiniz.)

 

Susuz Yaz Sonrası

Sinemamızın en ilginç serüvenlerinden birine sahip Susuz Yaz, böylece yurtdışında farklı bir kimlik ve estetikle seyirci karşısına çıkar. Böylesi bir sansasyona rağmen, filmin en önemli etkilerinden biri de yurtdışında Türk filmlerine olan ilginin artmasıdır. Susuz Yaz, yurtdışında daha çok Türk filminin seyirci karşısına çıkması için önemli bir basamak olur. Şu an dünyanın en büyük festivallerinden ödüllerle dönen Türk filmlerini gözümüzün önüne getirdiğimizde, Susuz Yaz’ın beklenmedik başarısı önemli bir kırılma noktasını işaret eder. 1965’te Tanıtma ve Kültür Münasebetleri Koordinasyon Komisyonu, uluslararası film şenliklerine devlet adına katılacak filmleri seçmek üzere Kültür ve Tanıtma Bakanlığı’na bağlı olarak beş üyeli bir Film Seçme Komitesi kurulmasına karar verir. 1968’de Paris’te, Türk Filmleri Haftası düzenlenir.[5] Metin Erksan’ın açtığı yoldan Yılmaz Güney, Erden Kıral, Atıf Yılmaz, Nuri Bilge Ceylan, Semih Kaplanoğlu ve Derviş Zaim gibi sinemacılar da geçer.

 

2008 yılında Martin Scorsese’nin kurucusu olduğu World Film Foundation tarafından restore edilerek 61. Cannes Film Festivali’nde gösterilen Susuz Yaz, böylece arada geçen elli bir yılda giderek daha da değerlendiğini kanıtlamış olur. Filmin yapımcısı Ulvi Doğan daha sonra Cannes’da Roman Polanski’yle görüşerek onunla bir film çekmek ister. Hatta Kıbrıs sorununa değinen (bir Rum kızıyla bir Türk erkeğinin aşkını anlatan) bir film üzerinde çalışmaya başlar; ancak Susuz Yaz ilk ve son çalışması olur. Yaptığı işlerden çok Susuz Yaz filmindeki tartışmayla akıllarda yer eder. Metin Erksan ise Suçlular Aramızda, İstanbul Kaldırımları ve Sevmek Zamanı filmleriyle yoluna devam eder.

 

Susuz Yaz’dan sonra Türkiye’de yurtdışında yarışacak filmlerle ilgili bir komite kurulmasına karar verilir. Yeni bir kanun çıkarılarak ileride filmdeki gibi tartışmaların yaşanmaması için su kaynaklarının mülkiyeti devlete geçer. Türk sinemasındaki yıldız kadın oyunculardan Cahide Sonku, Muhterem Nur ve Türkan Şoray’ın yanına Hülya Koçyiğit de eklenir. Yurtdışında Türk film haftaları düzenlenir. Festivaller, Türkiye’den gelecek filmlere özel ilgi gösterir. Geride bıraktığımız elli bir seneye bakıldığında, bu açıdan Susuz Yaz’ın sinemamız için önemi yadsınamayacak kadar büyüktür.

 


[1] Tuğba Özgür Durmaz, “Türk sinemasının en iyi filmi Susuz Yaz”, Anadolu Ajansı, Erişim: 11 Eylül 2014, http://www.aa.com.tr/tr/haberler/381605--turk-sinemasinin-en-iyi-filmi-quot-susuz-yaz-quot

[2] Agâh Özgüç, Türk Sineması Sansür Dosyası, Koza Yayınları, İstanbul: 1976, s. 27.

[3] Ömür Gedik, “Susuz Yaz 45 Yıl Sonra Cannes’da Gösterildi”, Hürriyet, Erişim: 11 Eylül 2014, http://www.hurriyet.com.tr/magazin/haber/8979594.asp

[4] Miraç Zeynep Özkartal, “Susuz Yaz’ın Cannes’a Gitmesi Trajikomik”, Milliyet, Erişim: 11 Eylül 2014, http://www.milliyet.com.tr/Pazar/HaberDetay.aspx?aType=HaberDetayArsiv&KategoriID=26&ArticleID=758931

[5] T.C. Türk Film Arşivi, T.C. Dışişleri Bakanlığı ve Fransız Kültür Bakanlığı’nın işbirliğiyle Paris’te Türk Filmleri Haftası düzenleniyor. Gösterimlere Metin Erksan Sevmek Zamanı, Lütfi Ö. Akad Kızılırmak-Karakoyun, Duygu Sağıroğlu Bitmeyen Yol ve Atilla Tokatlı Denize İnen Sokak filmleriyle katılıyor. Agâh Özgüç, Kronolojik Türk Sinema Tarihi 1914-1988, Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü Sinema Dairesi Başkanlığı Yayını, Ankara: 1988, s. 48.

YORUMLAR

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamıştır.

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz buradan üye olabilirsiniz.