Türk Sineması ve Edebiyat Uyarlamaları
Celil Civan - Makale 24 Temmuz 2014

Romanlar, tiyatro oyunları, hikâyeler her zaman sinemacıların ilgisini çekmiş, kimi kez doğrudan uyarlanmış kimi kez senaristlere ilham kaynağı olmuştur.

 

Sinemanın edebiyatla ilişkisinin tarihi, sinemanın icat edildiği yıllara kadar uzanır. Romanlar, tiyatro oyunları, hikâyeler her zaman sinemacıların ilgisini çekmiş, kimi kez doğrudan uyarlanmış kimi kez senaristlere ilham kaynağı olmuştur. Ancak edebi eserlerin sadece içerikleri değil yapıları da sinemacıları meraklandırmıştır. Sinemada kurgunun işlevi üzerine düşünen Sergei Eisenstein kurgunun nasıl yapılacağına dair fikirlerini Charles Dickens’ın romanları üzerinden incelemiştir. Dolayısıyla edebiyat sadece hikâye kısmıyla değil, yapısı itibariyle de sinemanın ilgi alanına girmiştir.

 

Batı’da uzun bir dönem edebiyat ve sinema ilişkisinde edebi eser önceliği taşımış, eserin beyaz perdeye uyarlanmış hali ikincil görülmüş, asıl metnin bir gölgesi sayılmıştı. Günümüzde bu yaklaşımın yansımaları hâlâ görülse de özellikle yetmişlerden itibaren Batı’da post-yapısalcı düşüncenin gelişimiyle sinemanın da edebiyat eseri gibi bir “metin” olduğu fikri ağırlık kazanmış; dolayısıyla edebi eserin bir gölge olmadığı, kendi örgüsünü taşıyan özerk bir metin olduğu düşüncesi kabul görmüştür. Ancak edebiyat eserleri ile sinema ilişkisi üzerine çalışan Thomas Leitch’in yakın tarihli bir makalesinde (2003) ifade ettiği gibi uyarlama konusunda hâlâ yanlış anlamalar söz konusu olmaya devam etmekte, edebiyat eserine veya filme önem verilse dahi bu sefer eserin uyarlanmış hali olan senaryo gözden kaçırılmaktadır.

 

Batı’da uyarlamanın mahiyetine dair teorik araştırmalar iki binlerden sonra görece hız kazanmıştır ama Türk sineması başlangıcından itibaren diğer ülke sinemaları gibi edebiyatla verimli bir ilişki kurmasına rağmen ülkemizde edebi uyarlamalara dair benzeri çalışmalar henüz zenginlik göstermemektedir. Bunda Türk sinemasında uyarlamanın, edebiyat dilini sinema diline aktarmak yerine hâlâ edebi eserin birebir yansıtılması olarak anlaşılmasının da payı vardır.

 

Türk sinemasında ilk uyarlamalar tiyatro oyunları olmuştur. Sinemayı ülkemize getiren Sigmund Weinberg’in yarım bırakıp Fuat Uzkınay’ın tamamladığı film bir Moliere uyarlaması olan Himmet Ağa’nın İzdivacı; Türk edebiyatından ilk uyarlama ise Mehmed Rauf’un Pençe isimli oyunudur. İlk roman uyarlaması ise Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın aynı isimli romanından yapılan 1919 tarihli Mürebbiye’dir.

 

Türk sineması Tiyatrocular Dönemi’nden başlayarak edebiyat eserlerine büyük ilgi göstermiştir. Ama özellikle 1950’den sonraki Sinemacılar Kuşağı, Yeşilçam Sineması’nın halk nezdinde büyük ilgi görmesiyle popüler romanlara, aşk kitaplarına ve sosyal gerçekçi hikâyelere öncelik vermiştir. Bono sistemi dolayısıyla gişeye, başka bir deyişle seyirciye dayanan Yeşilçam Sineması kimi kez doğrudan doğruya seyircinin ilgisini çekecek edebiyat eserlerini uyarlamaya çalışırken kimi kez de yabancı ve yerli edebiyatçıların eserlerinden “esinle” filmler üretmiştir. Türk edebiyatının güçlü kalemleri Hüseyin Rahmi Gürpınar, Reşat Nuri Güntekin, Peyami Safa, Halide Edip Adıvar gibi isimlerin eserleri sık sık beyaz perdeye aktarılmıştır. Mesela Peyami Safa’nın Sözde Kızları (1967, 1990) iki kez, Halide Edip Adıvar’ın Vurun Kahpeye adlı romanı (1949, 1964, 1973) üç kez sinemaya uyarlanmıştır. Kerime Nadir, Muazzez Tahsin Berkand, Kemalettin Tuğcu gibi melodram yazarlarına ait eserlerin beyaz perdeye aktarılması Yeşilçam Sineması’na özgü zengin kız-fakir oğlan, ince hastalık, yanlış anlamalar gibi kodların biçimlenmesinde belirleyici olmuştur.

 

Yeşilçam döneminde melodramlar kadar sosyal gerçekçi diyebileceğimiz eserler de sinemacıların dikkatini çekmiştir. Sansür yüzünden doğrudan siyasi mesajlar vermek kolay olmasa da Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Aziz Nesin, Fakir Baykurt, Bekir Yıldız gibi sol eğilimli yazarların yoksulları, köylüleri veya işçileri anlatan eserleri beyaz perdede yansıma bulmuştur. Aziz Nesin’in mizah yazarı olması onun eserlerini cazip kılmış ve Gol Kralı, Zübük, Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz gibi eserler seyircinin ilgisini çekmiştir. Fakir Baykurt’un en ünlü eseri Yılanların Öcü, Metin Erksan (1962) ve Şerif Gören (1985) tarafından iki kez sinemaya uyarlandığı gibi yurt dışında başarı gösteren ilk Türk filmi olan Metin Erksan’ın Susuz Yaz’ı (1963) da Necati Cumalı’nın aynı adlı eserinden uyarlamadır. Necati Cumalı’nın sinema uyarlamaları Erksan’la kalmamış seksenlerden sonra Atıf Yılmaz, Cumalı’nın kadın hikâyelerinden yola çıkarak Türk sinemasında kadınlık temsiline dair yeni yaklaşımlar getiren filmler çekmiştir.

 

Türk sinemasının yurt dışındaki ilk başarısı bir edebiyat uyarlaması olurken Türk sinemasında yakılan ilk film de Kemal Tahir’in aynı adlı romanından Halit Refiğ’in uyarladığı Yorgun Savaşçı’dır (1980). TRT için dizi olarak çekilen yapım sansürden geçmediği gibi yakılmış, ancak daha sonra yeniden çevrilmiştir. Kemal Tahir ayrıca Halit Refiğ’in çektiği Haremde Dört Kadın filminin de senaryosunu yazmıştır (1965).

 

Kemal Tahir gibi Orhan Kemal, Sadık Şendil, Attila İlhan gibi yazarlar kimi kez müstear adlarla Yeşilçam döneminde senaryo yazmışlardır. Romanlarında aynı zamanda sinemasal biçim ve anlatıma yer veren söz konusu yazarların edebiyat eserleriyle senaryolarını karşılaştırmak verimli bir araştırmaya imkân açacaktır.

 

Yeşilçam sonrası Türk sinemasına baktığımızda özellikle seksenlerden sonra edebiyat uyarlamaları bağlamında iki eksenin dikkat çektiği görülmüştür. Önceki dönemde bir yanda melodramlar diğer yanda görece gerçekçi filmler çekilirken seksen sonrasında sosyal gerçekçi filmlerin sinemada ağırlıklarını koruduğu, karşıt ucundaysa daha bireyci-varoluşçu filmlerin çekilmeye başladığı görülmektedir. Bekir Yıldız, Orhan Kemal, Fakir Baykurt’un eserleri hâlâ doğrudan uyarlanır veya filmlere esin kaynağı olurken, diğer yanda Yusuf Atılgan, Erhan Bener, Füruzan gibi yazarların eserleri de sinemaya aktarılmıştır. Özellikle Atılgan’ın ünlü romanı Anayurt Oteli’nin 1986 tarihli Ömer Kavur uyarlaması Türk sinemasında bireyci-varoluşçu bir damarın başlangıcını işaret etmektedir. Bu dönemde Atıf Yılmaz yukarıda bahsettiğimiz gibi Cumalı’nın kadın hikâyelerini aktaran filmleriyle hem toplumsal konulara hem de kadın varoluşuna değinen filmler üretmiştir. Bu dönemde farklı eserlerin uyarlandığı görülmüş, mesela Yücel Çakmaklı Hekimoğlu İsmail’in romanlarından Minyeli Abdullah’ı (1990) beyaz perdeye aktararak Milli Sinema’nın edebiyatla ilişkisine örnek vermiştir. Tunç Okan Adalet Ağaoğlu’nun Fikrimin İnce Gülü isimli eserini (1992) uyarlamış, Mustafa Altıoklar 1996 yılında Metin Kaçan’a ait Ağır Roman adlı eseri aynı isimle filme çekmiştir. İki binli yıllarda Ümit Ünal’ın Hasan Ali Toptaş romanı Gölgesizler’i (2008), Zeki Demirkubuz’un Nahid Sırrı Örik’ten Kıskanmak’ı (2009) da bunlara örnek olarak eklenebilir. Bu örnekler seksenlerin ikinci yarısından itibaren sosyal gerçekçi eserlerin uyarlanması yanında hikâye ve biçim olarak kanon dışı kalan eserlerin de sinemacıların ilgisini kazandığını göstermektedir.

 

Türk sinemasının son döneminde ticari sinemanın yanı sıra sanat sinemasının yükselmeye başlamasıyla yönetmenlerin edebiyat eserlerine odaklandığı görülmektedir. Yeşilçam döneminde seyirciye odaklı olan sinema seyirciye cazip gelen eserleri sinemaya aktarırken, seksenlerden sonra sanat sineması maddi imkânsızlıklara rağmen görece daha bağımsız hareket etmiş, yönetmenler sevdikleri edebi eserleri filme aktarmak istemişlerdir. Bu durum ise uyarlama üzerine çalışan Linda Hutcheon’un A Theory of Adaptation isimli kitabında uyarlamaların neden yapıldığına dair tespitlerini doğrulayacak biçimdedir. Hutcheon yönetmenlerin sevdikleri zorlu eserleri sinemaya aktarmakla eserin gücü karşısında kendilerini sınamaya giriştiklerini, eserin etkisine meydan okuduklarını yazmaktadır. Doksan sonrası Türk sinemasında edebiyat uyarlamaları, hatta edebiyat eserlerinden esinle yapılmış filmler aracılığıyla yönetmenler kendi sinemasal güçlerini de sınavdan geçirmeye çalışmıştır. Ancak verdiğimiz örnekler dâhil bugüne kadar yapılan uyarlamaların çoğu edebi esere özgü dili sinemaya özgü anlatıma aktarmak yerine kitapta anlatılanları olduğu gibi filme çekmiş ve bu yüzden başarısız olmuştur. 

 

YORUMLAR

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamıştır.

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz buradan üye olabilirsiniz.