Memduh Ün ve Sinemamızdaki Yeri
Meltem İşler Sevindi - Makale 18 Ekim 2015

Memduh Ün yapımcı olarak 124, yönetmen olarak 72, oyuncu olarak ise 48 filme imza atarak sinemamızın en üretken ve en etkili yönetmenlerinden biri olma sıfatını günümüzde de hak eder. 

 

Türkiye sinemasında yönetmen olarak 72 filme imza atan Memduh Ün’ün sinema serüveni Seyfi Havaeri’nin 1947 yılında çektiği Damga filminde jön olarak rol almasıyla başlar. 1940’lı yıllarda hayatını idame ettirmek için bir yandan futbol oynayan diğer yandan memur olarak çalışan Ün, İkinci Dünya Savaşı’nın etkilerinin ülke ekonomisinde kendisini göstermeye başlamasıyla para kazanmak için başka bir yol arar. Ün’ün bu arayışı dönemin ekonomik koşullarından dolayı amatör oyuncularla çalışmak isteyen yapımcı Hürrem Erman’ın Damga filminde oynaması için onu ikna etmesiyle son bulur.[1] Böylece Ün, futbol kariyerinden yedinci sanata transfer olur.

 

Memduh Ün ilk sinema deneyimini dokuz yaşındayken babasının hafta sonları götürdüğü bir açık hava sinemasında yaşar.[2] O günden sonra hiç sevmediği okul hayatından sık sık uzaklaşarak soluğu sinemanın büyülü perdesinde alır. Çocukluk yıllarında izlediği kovboy filmlerinin üzerindeki etkisini şu sözlerle ifade eder: “Kovboy filmleri o kadar yer etmiş ki bende şimdiki filmlerden tat alamıyorum bu yüzden.”[3] Ün’ün babası Mustafa Bey, oğlunun bu ilgisini fark etmiş olmalı ki o yıllarda üç önemli sinemanın[4] olduğu Şehzadebaşı’nda maliye memuru[5] olan arkadaşı Hamdi Bey’le oğlunu tanıştırır. Böylece Ün, haftanın üç günü Hamdi Bey’i ziyaret ederek o dönemde gösterilen filmlerin birçoğunu izleme şansını yakalar.[6] Damga filminin çekimleri esnasında Ün’ün çocukluğundan kalma sinemaya olan bu yoğun ilgisi tekrar canlanır. Set ortamında filmin nasıl çekildiğini gözlemleyen Ün, önce yönetmen asistanı olmaya niyetlenir ancak filmin ticari başarı kazanmasıyla yapımcılık yapmaya karar verir. En başından yapımcılığı seçmesi sinemaya olan ilgisinin yanında maddi kaygılarının ağır basmasından kaynaklanır. Bu kararının sebebini bir söyleşi esnasında şu sözleriyle açıklar: “Amacım hep yapımcı olup para kazanmaktı. Çünkü üç kuruş maaşla çalışıyordum. ‘Futbolculuğu bırakacağım, sonra ne olacağım?’ diye düşünüyordum.”[7]

 

Sinemaya adım atan Ün, oyunculuk yapmaya devam ederken arkadaşı Dr. Arşavir Alyanak ile bir senaryo yazar. Filmi çekmek için Ceylan Film ile bir yapım anlaşması imzalarlar. Daha sonra Vedat Örfi Bengü’nün yazdığı senaryoyu çekmeye karar kılarak ilk yapımcılık deneyimlerini gerçekleştirirler. Hayat Acıları (1951) isimli bu filmin yönetmenliğini Alyanak yaparken oyunculuk dâhil diğer pek çok işini Memduh Ün üstlenir. Ticari başarı sağlayan bu filmin bütün haklarını Ceylan Film’e satarak kendi yapım şirketleri olan Yakut Film’i (1951) kurarlar.

 

1954 yılına kadar Ün, hem Yakut Film yapımı filmlerde hem de diğer yapım şirketlerinin filmlerinde oyunculuk yapmaya devam eder. Aynı yıl oyuncu Münevver Coşkun’un kurduğu Coşkun Film için çektiği Düşman Âşıklar (1954) filmiyle ilk defa yönetmenlik koltuğuna oturur. İlk filmi için kendine çok güvenen ve “o güne kadar üretilmiş en iyi filmi” yapacağına inanan Ün, film bittikten sonra hayal kırıklığına uğrar. “Hiçbir ticari başarı” elde edemeyen Düşman Âşıklar, yönetmenin sinema kariyerinde bir dönüm noktası olur.[8] Bu başarısızlık onun yönetmenliğe “kafayı takmasına"”[9] da sebeptir. İkinci filmi olan Yetim Yavrular’ı (1955) çekmeye başlamadan önce sinema tekniğini ve dönemin sinema dilini öğrenebilmek için büyük bir istekle çalışmalar yapar. Dönemin gişe yapan filmlerinde kullanılan melodram kalıbıyla yapacağı filmlerin başarı sağlayacağını ve ticari film yapmanın yollarını keşfeder. Melodram kalıbına uygun temalar kullanarak yaptığı Yetim Yavrular (1955) büyük bir başarı elde eder. Yönetmen 1959 yılında çekeceği Üç Arkadaş filmine kadar ağır melodram filmleri yapmayı sürdürür. Yönetmenliğinin ilk yıllarında Ün, kendine ait bir sinema dili yaratma kaygısı taşımadan ticari amaçlı filmler yapar. Film yapım sürecini kendi kendine deneyimleyerek öğrenen Ün, yaptığı filmlerde kimsenin etkisinde kalmadığını şöyle ifade eder: “Hocam yoktur. Kendi kendimi yetiştirmeye çalıştım ve çalışıyorum… Kimsenin etkisinde kalmadım.”[10]

 

Tecimsel bir sinemayı tercih eden Memduh Ün koyu melodram olarak adlandırılan filmlerinde ölüm, kara sevda, yetim, düşman, kan davası, intikam, aldatma, kavuşamayan âşıklar gibi temalar kullanır. Bunların yanında Memduh Ün’ün ilk döneminde sinema dilini etkileyen bir diğer unsur beraber çalıştığı oyuncu Muhterem Nur’dur. Bu dönemde çektiği 12 filmin 11'inde Muhterem Nur başrol oyuncusudur. Muhterem Nur’un melodram kalıbına uyan özelliklerini Memduh Ün kitabında şu sözlerle ifade eder: “Muhterem Nur, bir elli boyunda, küçücük eli, senelerin yükünü çekmiş, hayatı eziyet, ıstırap içinde geçmiş bir kadındı ve insanlar onun yüzüne baktığında bu ezikliği yaşıyorlardı”[11]. Yönetmenin Muhterem Nur’la olan birlikteliği çektiği filmleri melodrama evriltir.

 

1959 yılına geldiğinde çektiği 12 filmle deneyim kazanan Ün, kendini “iyi bir film yapmaya hazır hisseder”. Bu sırada eline geçen Üç Arkadaş filminin tretmanını çok beğenir ve çekmeye karar verir. Ün kendi sinemasının “dönüm noktası” olarak ifadelendirdiği bu filmin öyküsü için şunları aktarır: “Öyküde beni çarpan dostluk, arkadaşlık, dayanışma, öğeleriydi. Yaşadığımız dünyada bu tür şeylere çok ihtiyaç hissediyorduk, tretmanda bunu çok iyi yansıtıyordu. Aşk vardı üstüne üstlük özveri vardı. Yani insani duyguların topu vardı, etkileyici bir masaldı. Gerçekte öyle bir dünyanın var olma olasılığı yoktu elbette, yani bir kör kızı, bir köşke getirip de kendilerini zengin diye yutturma olasılığı yoktu yoksul kahramanlarımızın; ama duygusal kurmaca iç dünyamıza ışık veriyor, bu kahpe dünyanın daha yaşanılası, daha sevilesi bir yer olduğu izlenimi ya da yanılsamasını uyandırıyordu.”[12]

 

Kuşkucu bir yönetmen olan Ün,[13] yaptığı bütün işlerde sinema bilgisine güvendiği insanların görüşlerini alarak hareket eder.[14] Üç Arkadaş’a başlamadan önce fikirlerini almak için tretmanı Ertem Göreç ve Arşavir Alyanak’a okutur ancak onların bu öyküden “film olmaz” demesi Ün’ü bir süre “duraksamaya düşürür”. O zamanlar “piyasanın etkisi altında” olan Atıf Yılmaz’a tretmanı gösterdiğinde büyük bir övgüyle karşılaşır.[15] Filmi büyük bir özveriyle çeken Ün, filmin galasına “basın kuruluşlarını ve yazarlarını” özellikle “sanatçıların içinde olduğu saygın isimleri” çağırır. Heyecanla “Türk filmlerine genelde mesafeli yaklaşan sanatçı çevrelerinin tepkilerini” bekler. Ertesi gün “hemen hemen bütün basın, yazarçizer kesim ‘tamamen muvaffak olmuş bir Türk filmi’ ilan ederek alkışlar Üç Arkadaş’ı”[16] Bu filmle beraber büyük bir başarı elde eden Ün, “melodrama umut dolu popülist biçim”[17] getirir ve kullandığı melodram kalıbının dışına çıkarak sinema dilini değiştirir. “Sayısız festival ve televizyon kanalında gösterilen” film, 1959 yılında kazandığı “Türkiye sinemasının en iyi filmlerinden biri” unvanını halen korumaktadır. Üç Arkadaş’ın başarısı ile “yönetmenliği tescillenen” Ün, bütün dikkatleri üzerine çeker ve yıllardır girmek istediği Film Dostları Derneği’ne davet edilir. Böylece Lütfi Akad, Halit Refiğ, Metin Erksan, Semih Tuğrul, Tuncan Okan gibi isimlerin haftalık sinema sohbetlerine dâhil olur.[18]

 

Ün’ün sinemasında belirgin olarak rastlanan doğru mekân seçimi, dramatik yapıyı güçlendiren nesnelerin sıkça kullanımı, hareketli kamera, karakterleri tanıtan tümdengelim yöntemi, merak unsuruna ivme kazandıran takip sahnelerinin sıklığı, karakterle özdeşleşmeyi arttıran yakın plan kullanımı gibi unsurların profesyonel kullanımı Üç Arkadaş’la beraber zirveye ulaşmış ve sinema kariyeri boyunca devam etmiştir.

 

Sinemacılar döneminin başlangıcı sayılan 1960 yılında Memduh Ün, çektiği Ayşecik filmiyle Türkiye sinema tarihinin çocuk yıldızlar dönemini başlatır.[19] Eline geçen senaryolara çekim öncesinde muhakkak müdahale eden Ün, filmi çekmeye başladıktan sonra da senaryoya bağlı kalmadan değişiklikler yapar. Filmin hikâyesinin son hali Memduh Ün sinemasında çekim esnasında ortaya çıkar.[20] Kemalettin Tuğcu’nun öyküsünden uyarlanan Ayşecik filminin senaryosunda da hem çekim öncesinde hem de çekim esnasında değişiklikler yapan Ün, kendi sinemasında kullandığı “popülist unsurları”[21] senaryoya katarak büyük bir başarı elde eder. Kullandığı melodram öğeleriyle yakaladığı ticari başarısının yanında sinematografik olarak hikâyeyi “temiz bir sinema diliyle vermesi” ve kullandığı “mizanseni, dekupajıyla” sanat çevresinin dikkatlerini üzerine çeker.[22] Çocuk oyuncularla çalıştığı bütün filmlerinde başarılı olan Ün şu sözleri söyler: “Benim oyuncularla diyaloğum her zaman çok iyidir. Senaryo vermem, anlatırım. Çünkü oyuncunun yorumlamasını istemem. Oyuncu sete geldiği zaman iki, en fazla üç gün sonra benim istediğim kalıba giriyor. Dördüncü, beşinci günlerde artık kendi kendilerine oynamaya başlıyorlar; çok az müdahale ediyorum. Oyuncuları iyi yönettiğimi düşünüyorum. Bununla övünürüm çünkü oyuncular çok ödül alır benim filmlerimde. Özellikle çocuklarla çok iyi çalışırım. Hiç filmde oynamamış (Ayşecik [Zeynep Değirmencioğlu], Kırık Çanaklar’daki Rüya Gümüşata, Kaçak’taki Mehmet diye parkta bulduğum bir kapıcı çocuğu, Garip’teki Ece Alton, Zıkkımın Kökü’ndeki Emre Akyıldız gibi) çocukları alırım, harikalar yaratırlar.”[23]

 

Ayşecik’le kazandığı başarının ardından Arşavir Alyanak ile Yakut Film’de olan ortaklığı son bulur ve Uğur Film’i kurar.[24] Tek başına kurduğu yapım şirketini ayakta tutabilmek için Ün, gişe garantisi olan filmler üretmeye yönelir.[25] Melodramın kalıplarından uzaklaşıp gerçekçi insan ilişkilerinin ağırlıklı olduğu filmler yapmaya başlar. Masalsı unsurlardan uzaklaşmasının bir örneği olan Kırık Çanaklar (1960) filmi, İkinci Türk Filmleri Festivali’nde dört ödül birden kazanır.[26] Kırık Çanaklar filminde de belirgin olarak karşımıza çıkan mahalle yaşantısı, mahalle dayanışması, dostluk, iyilik, arkadaşlık yardımlaşma Ün’ün sinemasında kullandığı temel unsurlardır. Aynı zamanda Ün’ün kendi çabasıyla öğrendiği montaj, kurgu ve sinematografik yöntemleri başarıyla hayata geçirmesi filmlerinin izlenebilirliğini artırır. “Ün ister gerçekçi, ister masalsı, ister aksiyon unsurları kullanarak hikâyesini anlatsın; anlatımının değişmeyen tek bir noktası vardır: yalınlık. Sinema dilinin yalınlığı, filmlerinin akıcı olmasını ve rahat izlenmesini sağlar.”[27]

 

Yapımcılığı ve yönetmenliği başarıyla bir arada devam ettiren Ün, yıldız sisteminin yerleşmeye başladığı 1960’dan itibaren önemli starlarla çalışır. Ün, ticari sinemanın izini takip ederek gişe yapan oyunculara uygun filmler üretir. 1960’lı yılların gözde oyuncusu Ayhan Işık ile birçok film yapması ve aynı türü kullanması bunun ilk örneğidir. Ayhan Işık’ın başarıyla oynadığı polisiye ve komedi filmleri diğer dönemlerde başka yıldızlarla çevrilmiş farklı türlere dönüşür. Aynı dönemde Ün sinemasının en önemli yıldız oyuncusu Fatma Girik, Ayhan Işık ile oynadığı Ölüm Peşimizde (1960) filmiyle karşımıza çıkar. Böylece yıldız sisteminin nimetlerinden sonuna kadar faydalanan Ün, Fatma Girik’in sergilediği güçlü ve maskülen kadın tipi üzerinden filmler üretir. Memduh Ün’ün Fatma Girik üzerinden yaptığı sinemayı Aslı Gürbüz Şatıroğlu şu şekilde ifade eder:

“Muhterem Nur’un sergilediği korunmaya muhtaç kadın tipi, Fatma Girik ile birlikte yerini güçlü ve mücadeleci kadına bırakıyor; Türk sineması “Erkek Fato” tipine kavuşuyordu. Bundan sonraki yıllarda Memduh Ün, firması için film hikâyesi arayışına girdiğinde Fatma Girik’e uygun hikâyeler arayacak; yapımcı ve yönetmen olarak politikasını ona göre belirleyecekti.”[28] 

 

Türkiye sinema tarihinde önemli yer eden polisiye ve aksiyon filmlerine imza atan Ün’ün çektiği Ölüm Peşimizde “anonim polisiye” filminin ilk örneğidir. Aynı zamanda bu film Memduh Ün’ün filmlerinin temel şemasını oluşturan bir prototiptir. Bu temel şema üzerinden ortak durumlar yinelenir: dürüst delikanlılar; fedakâr kadınlar, vefalı arkadaşlar, kötü çeteler ve suçun ortasında kalan masum insanlar.[29]

 

1960-1970 yılları arasında 33 filme imza atan Ün, 1970li yıllarda Türkiye Sinemasında yaşanan krizden etkilenir ve yalnızca 13 film üretme imkânı bulur. Bu filmlerin birçoğunda Ün melodram kalıplarını kullanmak zorunda kalır. 70li yıllarda yaşadığı bu durumu şu sözleriyle ifade eder: “Bizde bir türlü sermaye oluşamıyor. Hâsılat yükseliyordu ama film maliyeti de yükseliyordu. Bir de biz o parayla geçiniyorduk… Vergi de veriyoruz. Vergi sistemi çok acayipti; filmcinin aleyhine… Bunlardan dolayı sermaye bir türlü oluşamıyor. O sermayeyi yitirmekten korktuğumdan melodramlar çekmeye başladım. Rahattım çünkü nasıl olsa ben kendimi ispatlamışım.”[30]

 

70li yıllarda Memduh Ün’ün sinema seyrini Giovanni Scognamillo Türk Sinema Tarihi kitabında şu sözleriyle özetler: “…gerek sinema alanının genel durumu gerek yapımcı tarafının giderek ağır basması yüzünden Memduh Ün bundan böyle her döneme uygun filmler çekmek ya da Fatma Girik’e uygun tasarılara girişmekle yetinecekti”. [31]  Aynı zamanda Ün eski ticari başarısını yakalamak umuduyla yeniden çevrim filmler yapar ancak dönemin değişen koşullarından ötürü herhangi bir başarı elde edemez.[32] Bu dönemde yaptığı az sayıdaki filmde birçok farklı türü dener. Yönetmenliğini geri planda bırakarak sinema sektöründe daha çok yapımcı kimliğiyle filmler üretir. Ün’ün o dönemde piyasa koşullarından sıyrılarak yapımcılığını geri plana alıp çektiği tek filmi Yaşar Kemal’in aynı isimli romanından uyarlama olan Ağrı Dağı Efsanesi'dir (1974). Film, 13. Antalya Film Festivali’nde ödüle layık görülmüştür. Atilla Dorsay filmi Cumhuriyet gazetesinde yazdığı bir yazıda şu sözlerle anmıştır: “…çok temiz, çok dürüst, çok özenilmiş bir çalışmadır ve sinemamızın bugünkü ortamı içinde de yüz ağartacak bir filmdir.”[33]

 

Yönetmenlik kariyerinde yaşanan durgunluğun tam aksine 1960-1970 yılları arasında 50 filmin yapımcılığını üstlenir. Memduh Ün, 1970’ten itibaren yapımcılığa ağırlık verir. Dönemim koşullarına direnebilmek için star oyuncularla iş yapmayı tercih eder. Bu dönemde özellikle Kemal Sunal ve Cüneyt Arkın’ın yapımcılığını yapmasının nedenini şu sözleriyle ifade eder: “İşletmeci parayı verirken önce starı sorardı. Onun için ben sırtımı sağlam yere dayamak isterdim. Sırtımı bir süre Ayhan Işık’a, bir süre Cüneyt Arkın’a, bir süre Kemal Sunal’a dayadım...” [34]

 

1980 yılının başlarından itibaren video piyasasının yaygınlaşması sinemanın seyircisini kaybetmesine sebep olmuştur. Sinema sektöründe yaşanan bu durumda Ün, firmasını ayakta tutabilmek için ağırlıklı olarak yapımcılık yapmaya devam eder. Kemal Sunal’ın filmlerinin yapımcılığın üstlenmeyi sürdürerek bu dönemde Uğur Filmi ayakta tutar. 1980- 1990 yılları arasında yönetmen olarak sadece 8 filme imza atarken yapımcı olarak 23 filmde yer alır.  Yapımcıların ve bölge işletmelerinin sinema üzerindeki etkileri ancak 90'lı yıllara gelindiğinde etkisini kaybeder. Bu yüzden Ün’ün kendi finanse ederek bağımsız olarak 1990 yılında yaptığı Bütün Kapılar Kapalıydı filmi “işletmeci ve yapımcı boyunduruğundan kurtularak öz iradesiyle” yaptığı ilk filmdir. Bu filmde Ün’ün diğer filmlerinin hiçbirinde görülmeyen bir konu ve sinematografi ile karşılaşırız. Düz ve yalın anlatımıyla flashback kullanmadan çektiği filmlerin aksine alegorik bir anlatımın yanında geriye dönüş planlarının sık kullanıldığı psikolojik bir film yapar. Ün’ün 1990’larla beraber sinema dilindeki bağımsızlığını ilan ettiği bir diğer filmi Gün Ortasında Karanlık (1991) olur. Bu başarısını usta yönetmen yurt içi ve yurt dışında birçok ödül alan Zıkkımın Kökü (1992) ile zirveye taşır. Sinema Bir Mucizedir (2005) için son defa yönetmen koltuğuna oturan Ün, bu filmi bir rahatsızlığı sonucu tamamlayamaz ve yönetmen koltuğunu Tunç Başaran’a teslim etmek zorunda kalır.

 

Memduh Ün, 1947 – 2005 yılları arasında Türkiye sinema tarihinde yapımcı, yönetmen ve oyuncu olarak yer alır. Türkiye Sineması’nın sinema dilinin oluşmasında katkı sağlayan yönetmenlerden biri olan Ün, yaptığı filmlerle birçok ilke imza atar. Sinema dilini yetkin biçimde kullanarak yalın ve akıcı bir üslubu tercih eder. Sinemada en çok sevdiği alanlardan biri olan kurgu tekniğini kusursuz bir şekilde filmlerine uygulayarak ritmi yüksek aksiyon ve polisiye türünde önemli örnekler üretir. Dram, melodram türündeki ve çocuk oyuncuları kullandığı filmlerinde mahalle yaşantısı, dostluk, arkadaşlık, dayanışma üzerinden hikâyeler anlatmayı seçer. Aynı zamanda halkın dönemlere göre film zevkini takip edip bu çerçevedeki filmlere yapımcılık yapar. Yurt dışı ve yurt içinde birçok ödüle layık görülen Ün, yapımcı olarak 124, yönetmen olarak 72, oyuncu olarak ise 48 filme imza atarak Türkiye sinemasının en üretken ve en etkili yönetmenlerinden biri olma sıfatını günümüzde de hak eder.

 

 

 

Kaynakça:

Gürbüz Şatıroğlu Aslı. Memduh Ün’ün Türk Sinemasındaki Yeri, (Yayınlanmış Yüksek Lisans Tezi). Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi SBE, İstanbul, 2009.

Hamamcıoğlu Kemal. Memduh Ün Sinemasında Edebiyat Uyarlamaları, (Yayınlanmış Yüksek Lisans Tezi). Marmara Üniversitesi SBE, İstanbul, 2010.

Ün Memduh. Futbolcuda Yönetmen. İstanbul: Horizon İnternational Yayınları, 2012.

Ün Memduh ve Ün Uğur. Memduh Ün Filmlerini Anlatıyor. İstanbul: Kabalcı Yayınevi, 2009.

Scognamillo Giovanni. Türk Sinema Tarihi. 2.Basım. İstanbul: Kabalcı Yayınları, 2003.

Türk İbrahim. Halit Refiğ Düşlerden Düşüncelere Söyleşiler. 1. Basım. İstanbul: Kabalcı Yayınları, 2001.

 

[1] Memduh Ün, Futbolcuda Yönetmen, İstanbul: Horizon International, 2012.

[2] Ün, a.g.e.

[3] Kemal Hamamcıoğlu, Memduh Ün Sinemasında Edebiyat Uyarlamaları, (Yayınlanmış Yüksek Lisans Tezi), Marmara Üniversitesi SBE, İstanbul, 2010, s.10.

[4] Ferah Sineması, Milli Sinema ve Hilal Sinemaları

[5] O dönem biletlerden alınan vergilerin denetlenmesi için memurlar görevlendirilir. Şehzadebaşı’ndaki Ferah, Milli ve Hilal sinemalarının vergi kontrollerini Hamdi Bey yapmaktadır. (bkz: Memduh Ün, Futbolcuda Yönetmen, İstanbul: Horizon International, 2012)

[6] Ün, a.g.e.

[7]Aslı Gürbüz Şatıroğlu, Memduh Ün’ün Türk Sinemasındaki Yeri, (Yayınlanmış Yüksek Lisans Tezi), Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi SBE, İstanbul, 2009. s.10.

[8] Memduh Ün ve Uğur Ün, Memduh Ün Filmlerini Anlatıyor, İstanbul: Kabalcı Yayınevi, 2009, s.11-13.

[9] Hamamcıoğlu, a.g.e., s.25.

[10] “Rejisörlerle 30 Sual” (1963), Artist, s: 167, 1 Kasım 1963. Aktaran: Aslı Gürbüz Şatıroğlu, Memduh Ün’ün Türk Sinemasındaki Yeri, Yayınlanmış Yüksek Lisans Tezi. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi SBE, 2009. s.19. 

[11] Memduh Ün ve Uğur Ün, a.g.e., s.273, 274.

[12] Memduh Ün ve Uğur Ün, a.g.e., s.66.

[13] Şatıroğlu,. s.30.

[14] Memduh Ün ve Uğur Ün, a.g.e., s.67.

[15] Memduh Ün ve Uğur Ün, a.g.e., s.67.

[16] Memduh Ün ve Uğur Ün, a.g.e., s.74-75.

[17] Giovanni Scognamillo, Türk Sinema Tarihi, 2.Basım, İstanbul: Kabalcı Yayınları, 2003, s.151.

[18] İbrahim Türk, Halit Refiğ Düşlerden Düşüncelere Söyleşiler,1. Basım, İstanbul: Kabalcı Yayınları, 2001, s.88.

[19] Scognamillo, a.g.e., s.163.

[20] Memduh Ün ve Uğur Ün, a.g.e., s.74,75.

[21] Scognamillo, a.g.e., s.244.

[22] Ali Gevgilili, “Türk Sinemasında Yaşadığımız Günler”, Yeni Sinema, sayı 2, Kasım 1960. Aktaran: Giovanni Scognamillo, Türk Sinema Tarihi, 2.Basım, İstanbul: Kabalcı Yayınları, 2003, s.245.

[23] Şatıroğlu, a.g.e.,  s.40.

[24] Memduh Ün ve Uğur Ün, a.g.e., s.82

[25] Şatıroğlu, a.g.e.,  s.55.

[26] Scognamillo, a.g.e., s.245.

[27] Şatıroğlu, a.g.e.,  s.45.

[28] Şatıroğlu, a.g.e.,  s.61.

[29] Scognamillo, a.g.e., s.256.

[30] Şatıroğlu, a.g.e.,  s.85.

[31] Scognamillo, a.g.e., s.250.

[32] Memduh Ün ve Uğur Ün, a.g.e., s.271, 272.

[33] Atilla Dorsay, “Ağrı Dağı Efsanesi”, Cumhuriyet, 2 Kasım 1975. Aktaran: Giovanni Scognamillo, a.g.e., s.251.

[34] Şatıroğlu, a.g.e.,  s.96.

YORUMLAR

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamıştır.

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz buradan üye olabilirsiniz.