"Osmanlı'dan Sinema Manzaraları" Üzerine Bir Değerlendirme - 2
Peyami Çelikcan - Makale 08 Kasım 2014

Söz konusu filmlerin bütününde, doğal olarak, batının doğuya bakışındaki tekdüze, basmakalıp ve ötekileştirici yaklaşımın yansımalarını görmek mümkün.

 

HABER FİLMLERİ

Savaş koşulları kurmaca dışı filmler içinde iki alt türün yaygınlaşmasına neden oldu. Haber ve propaganda filmleri. Haber filmleri savaşta ne olup bittiğine dair bilgi vermek amacıyla çekilirken, propaganda filmleri savaşa ilişkin algı oluşturmak amacıyla çekiliyordu. Osmanlı’dan Sinema Manzaraları programında 4 adet haber filmi, 2 adet de propaganda filmi yer aldı.

1912 yılında ve daha sonraki yıllarda çekilen görüntülerin de yer verildiği Balkanlar filmi dokuz buçuk dakika uzunluğunda bir haber filmi.

 

Film Balkanlar’da yaralı askerlerin taşınması sahnesiyle başlayıp Osmanlı askerlerinin top mermisi taşımasıyla devam ediyor. Askerler kameranın varlığında haberdar ve kameraya bakarak tebessüm ediyorlar. Pathe kameramanlarının savaşı aşama aşama çektikleri ve Balkanlar’dan Trakya’ya, İstanbul’a, İzmit’e ve son olarak da İzmir’e kadar seyahat ettikleri anlaşılıyor. Savaşın ağır koşullarına rağmen kameramanların Osmanlı ordu kampına kadar girdikleri ve askeri kamp koşullarını da çektikleri görülüyor.

 

Balkanlar filmindeki en dikkat çekici sahnelerden birisi, Bulgar ordusunun Lülebürgaz yakınlarına kadar hızla ilerleyişini ve devamında Osmanlı askerleriyle sıcak çatışmasını gösteren sahnedir. Bu sahne, uzaktan çekilmesine rağmen, önemli bir belge niteliği taşımaktadır. Filmdeki diğer önemli bir sahne ise, İstanbul girişindeki surların etrafına yerleşen Balkan göçmenlerini gösteren sahnedir. Çoluk-çocuk, genç-yaşlı binlerce insanın sığındığı surlar önünde yapılan bu çekim, dönemin koşullarını çok iyi yansıtıyor.

 

Filmi dikkat çekici kılan bir başka önemli sahne ise, İzmit tren istasyonunda Gazi Mustafa Kemal ve Halide Edip Adıvar arasındaki sıcak sohbeti içeren sahnedir. Sohbet bir askerin getirdiği bir notla (muhtemelen bir telgraf mesajı) kesiliyor. Çok yakından yapılan bu çekimler, çekim ekibinin kurtuluş savaşı mücadelesini dönemin komutanlarının bilgisi ve desteği ile takip ettiğini gösteriyor. İzmit tren istasyonun ardından, İzmir girişindeki süvari birliğinin geçit resmi yer alıyor. 

 

Filmin katalog bilgisinde yapım yılı olarak 1912-1923 yılları belirtilmektedir. Bu bilgi ve filmdeki sahneler dikkate alındığında, Pathe kameramanlarının 1912 yılından başlayarak Balkanlar’dan İzmir’e kadar geniş bir alanda kapsamlı bir haber filmi çektikleri söylenebilir. Elbette bu filmde yer verilmeyen daha pek çok  çekim yaptıkları da tahmin edilebilir.

 

1915 yapımı Osmanlı Ordu Kampı filmi, Balkanlar filmi ile benzer özellikler taşımaktadır. Film savaş koşullarını Osmanlı Ordu Kampı üzerinden yansıtmak amacıyla çekilmiş bir haber filmidir.

 

Bu haber filmi, Osmanlı ordularının birçok cephede verdiği savaşların oluşturduğu bezginliği, yorgunluğu, sefaleti ve hüznü yansıtıyor.  Zor koşullarda süre giden kamp hayatı; çadırlar, yemek kazanları, derelerde yıkanan çamaşırlar, bulaşıklar, yaralılar…

 

Tam anlamıyla bir sefalet ortamının yaşandığı kamp ortamı, impartorluğun içinde bulunduğu zor koşulların etkileyici bir yansıması.

 

1925 yılında çekilen Şam filmi, 1920 yılında itibaren Fransızlar’ın egemenliğine giren Şam’ın yaşadığı tahribatı gözler önüne sermektedir. Yıkılmış binalar arasında çaresizce dolaşan insanların umutsuzluğu çekimlerde hissediliyor. Şam filminin gösterdikleriyle, günümüzde yaşananlar arasında bir fark olmadığını görmek insanı üzüyor. Şam sokaklarında Fransız askerleri siperlerin gerisinde makineli tüfeklerle nöbet tutarken, Suriyeliler vatanlarını kaybetmiş olmanın hüznünü yaşıyor.

 

PROPAGANDA FİLMLERİ

Osmanlı’dan Sinema Manzaraları seçkisinde yer alan kurmaca dışı filmler içinde iki adet propaganda filmi yer almaktadır. Propaganda filmlerinin bu dönemdeki amacı, bir ülkenin savaş cephelerindeki başarıları üzerinden ulusal ve uluslararası kamuoyunu kendi politikaları doğrultusunda yönlendirmektir.

 

Örnek iki filmden en eskisi 1912 yılı Trablusgarp filmidir. İtalyanlar tarafından çekilen filmin orijinal adı Türkiye-İtalya Savaşı’dır. Film, Osmanlı hâkimiyetindeki Trablusgarp’ın İtalyanlar’ın egemenliğine girişini konu almaktadır. Bir propaganda filminin bütün özelliklerini taşıyan filmde, Osmanlı döneminin sona erişi semboller üzerinden etkileyici bir biçimde sunulmaktadır.

 

İtalyan bayrağının göndere çekildiği şehir merkezindeki törenle başlayan filmde, İtalyan bayrağına fon oluşturan hükümet binasının üstünde yer alan Osmanlı tuğrası gözden kaçan bir ayrıntı gibi duruyor. Şehir merkezinde düzenlenen törende ise, Osmanlı ordusundan ele geçirilen top arabalarının geçişi büyük bir coşkuyla izleniyor. İtalyan komutanların gururla seyrettiği bu törene heyecanlı bir kalabalık eşlik ediyor.

 

Filmin devamında bu başarının nasıl kazanıldığını gösteren cephe çekimleri yer alıyor. Ancak bu çekimlerin bazılarının savaş sırasında değil, sonrasında canlandırılarak çekildiği belli oluyor. Askerler komutanlarının talimatıyla siperlere yerleşip Osmanlı ordusuna ateş ediyormuş gibi rol yapıyorlar.

 

Filmin son sahnesi en etkileyici bölümü oluşturuyor. “Kaçtılar” ara yazısı ile Osmanlı süvari birliğinin arkadan yapılmış genel çekimi ile film sonlanıyor. 1912 yılında İtalya’nın Osmanlı karşısında kazandığı bu zafer, Osmanlı’nın Balkanlar’daki varlığını da tehlikeye sokan zor bir sürecin başlangıcı olur ne yazık ki.

 

Propaganda türündeki ikinci film ise, 1925 yılı yapımı Belgrad ’dır. 16. Yüzyılın başından 18. Yüzyılın sonuna kadar Osmanlı egemenliğinde kalan Belgrad, bu süre zarfında Osmanlı’nın imar faaliyetleri ve nüfus hareketleriyle Müslüman bir kimlik kazanmıştır. 1882 yılında Sırbistan Krallığı’nın başkenti olan Belgrad, Osmanlı kimliğinden hızla uzaklaşmaya çalışmakla birlikte, yaklaşık 200 yıla yayılan Osmanlı döneminin izlerini silmek mümkün olmamıştır.

 

Asıl amacı yeni kurulmuş olan Sırbistan Kralllığı’nın propagandasını yapmak olmasına rağmen film, Belgrad’ın iki farklı çehresini karşılaştırmalı olarak sunuyor. Bir yanda modern, Avrupalı, gelişmiş Belgrad; diğer yanda, Osmanlı döneminden kalma doğulu, geri kalmış, yoksul Belgrad. Osmanlı’nın temsil ettiği Belgrad, modern Belgrad’ın görüntüsünü bozan, ona tezat teşkil eden bir olumsuzluk içeriyor.

 

Filmde şehir merkezinde yer alan bir heykel çekiminden önce “Osmanlıları Sırbistan’dan kovan Michel Obrenovitch’in heykeli” ara yazısına yer verilmekte.

 

Belgrad filmi, modern ve batılı bir başkent olarak Belgrad’ı tanıtmaya çalışırken diğer Avrupa başkentlerinden farkı olmayan bir başkent olduğu yolunda bir mesaj veriyor. Belgrad’ın müslümanları ya da Türkleri bu “modern” Belgrad imajına aykırı unsurlar olarak filmde yer almaktadır. Sokaklarda limonata, şerbet, helva, üzüm satan müslüman ahali bir tarafta, modern restoranlar diğer tarafta.

 

Filmde dikkat çeken bir başka özellik ise, insanların kameraya karşı oynamak konusunda istekli olmaları. Kamera karşısında ne istenirse onu yapmaya çalışan ama film kamerasıyla nasıl ilişki kurabileceğini henüz deneyimlememiş insanların tepkileri oldukça dikkat çekici. Fotoğraf için poz vermekle, film için poz vermek arasındaki fark, çekime konu olan kişiler kadar, çekimi yapanlar için de henüz tam karşılığını bulmamış.

 

KURMACA FİLMLER

Osmanlı’dan Sinema Manzarları programında kurmaca filmler de yer aldı. Programda 14 adet kurmaca dışı, iki adet de kurmaca filme yer verildi. Bu filmlerden bir tanesi Palyaço ve Paşa (1910) adlı komedi film, diğeri ise Chaplin Türkiye’de (1919) adlı animasyon filmdir.

 

Bu iki kurmaca film, Avrupalı sinemacıların doğu ve Osmanlı hakkındaki muhayyilesini yansıtması bakımından önemlidir. Kurmaca dışı filmler gerçekle bağını korumak zorundayken, kurmaca dışı filmler hayaller, düşler ve fantezilere dayalı öyküler anlatabilmektedir. Bu nedenle kurmaca filmler, bir sinemacının hayalindeki Osmanlı ve doğu imajını serbestçe yansıtabileceği bir özellik taşıyabilmektedir.

 

Programda yer alan filmlerden Palyaço ve Paşa filmi, sarayın harem dairesinde geçmektedir. Canı çok sıkılan ve bir türlü eğlendirilemeyen paşa’ya haremdeki kadınlar ve saray görevlileri tarafından pek çok öneri getirilir fakat Paşa hiçbirinden keyif almaz. Paşa’nın adamları soruna çözüm bulmak için, çaresizce şehirde dolaşırken, bir gösteri grubunun dansçısından etkilenirler. Bu dansçının Paşa’yı eğlendirebileceğine inanırlar.

 

Ancak dansçı kadın para kazanamadıkları için grubu terk etmiştir. Yerine gruptaki bir erkek, kadın dansçı kılığına sokularak sorun çözülür.  Paşa’nın adamı, dansçıyı saraya götürüp paşaya sunar. Paşa çok etkilenir ve dansçıya kur yapar. Dansçı erkek olduğunu gizlemeye çalışarak Paşa’yı etkilemeye çalışır. Paşa çok fazla etkilenince, dansçı erkek olduğunu ifşa eder. Paşa çok eğlenir ve dansçıya bahşiş ihsan eder. Filmin sonunda Paşa eğlenmiş, dansçı ve arkadaşları da para kazanmış olurlar. Paşa’nın onca adamının ve kadınının çözemediği sorunu, batılı dansçı parlak zekâsıyla çözmüştür.

 

Film fantastik ve egzotik doğu algısının yanı sıra, ilkel ve aptal doğulu algısını da pekiştiren bir anlatıma sahiptir. Film, sinemacının zihnindeki paşa, harem, kadın, saray imajını yansıtır. Bu imaj yukarıda da belirttiğimiz gibi, seyahatnameler üzerinde oluşan doğu algısının bir yansımasıdır.

 

1919 yılında yapılan Charlie Türkiye’de ise bir animasyon filmdir. Filme dair detaylı bilgi bulunmamakla birlikte, Amerikan yapımı olduğu bilinmektedir. Eye Film Müzesinde yer alan film, yaklaşık 10 dakika uzunluğundadır.

 

Animasyon filmler, diğer filmlerin aksine düşler ve fantazilerle daha yoğun ilişki kurabilen filmler olma özelliği taşırlar. Bu nedenle, bir animasyon filmi olan Charlie Türkiye’de filminin nasıl bir Osmanlı hayali kurduğu önem kazanmaktadır.

 

Film, Charlie’nin ikinci el kitap satan bir büfeden bir kitaba bakmasıyla başlar. Kitabın sayfalarını karıştırırken halı üzerinde uçan bir sultan ve yanında iki güzel kadının hayalini görür. Sultan nargile içmekte ve kadınlarla birlikte hoşça vakit geçirmektedir.

 

Charlie kitabı çok sever ancak satın almaz. Bir bankın üzerine yatar ve uykuya dalar. Düşünde uçan halıya biner ve doğuya doğru yol alır. Bağdat’ta sultanın sarayına gider. Sultanın siyah köleleri, karısı ve çok sayıda çocuğu vardır. Charlie saraya gider ve Sultan’ın karısına göz koyar. Saba kraliçesi olarak sunulan kadın peçelidir. Tacında hilal vardır. Charlie onu ayartır ve öpüşmeye başlar. Bu arada Sultan, yan odada nargile içmekte ve siyah köle tarafından serinletilmektedir. Bir süre sonra sesleri duyarlar ve Charlie’yi fark ederler. Sultan Charlie’nin yakalanmasını emreder. Siyah köle ile Charlie bir küpün içinde boğuşurlar. Küpten doğulu bir Charlie çıkar. Melon şapka yerine fes, pantolon yerine şalvar, ayakkabı yerine terlikle Charlie artık doğulu bir kimliğe bürünür.

 

Charlie doğulu kimliğiyle sarayda dolaşırken, bir başka odada oriyental dans çalışan peçeli bir kadın görür. Onu izlerken Sultan’a yakalanır. Sultan Charlie’ye başka bir gözle bakmaya başlar. Ancak Charlie sultandan kurtulur ve Bağdat demiryolunda Bağdat ekspresine biner. Saraydaki peçeli kadın da trene atlar. Doğu masallarında olduğu gibi, dere tepe düz giderler, Kaf dağına çıkmaya çalışırlar, çıkıp geri dönerler, keçiyle eşek arasında kalırlar. Sonunda muratlarına ererler. Herkesten kurtulup birbirlerine kavuşurlar. Ve Charlie kadının peçesini açar. Karşısında Saba kraliçesi değil, çirkin bir kadın vardır. Şok olan Charlie uyanır ve gerçeğe döner.

 

Kurmaca film türündeki iki film de, batının doğuya bakışında basmakalıplaşan egzotik kadın cinselliğini dans üzerinden sunmakta ve öykülerini doğulu kadının örtünme geleneğini gerçekle-görünen’i farklılaştıran, bu nedenle “güldürü” aracı olarak konumlandıran bir yaklaşım sergilemektedir. Filmlerden birinde örtünün altından bir erkek, diğerinde ise “çirkin” bir kadın çıkmaktadır.

 

Her iki filmde de, “paşa” ya da “sultan” olarak konumlandırılan kahramanların kaba cinsel arzuları erkeklere bile yönelebilmektedir. Batılı erkek dansçı kadar, Charlie de sultan’ın cinsel tasalluduna konu olurlar.

 

SONUÇ

Osmanlı’dan Sinema Manzaraları programında yer alan filmler üzerine yaptığımız bu değerlendirme ile filmleri sinematografik türler açısından inceleyerek, söz konusu filmler üzerinden nasıl bir Doğu ve Osmanlı imajı yansıtıldığını irdelemeye çalıştık.

 

Filmlerin bütününde, doğal olarak, batının doğuya bakışındaki tekdüze, basmakalıp ve ötekileştirici yaklaşımın yansımalarını görmek mümkün. Ancak türler bağlamında incelendiği zaman, bu “oriyantalistik” bakışın hâkimiyet derecesinin farklılaştığı söylenebilir. Kurmaca-dışı türler içinde propaganda türündeki filmlerde bu bakışın çok güçlendiğini ve haber ile seyahat türündeki filmlerde zayıfladığı dikkat çekmektedir. Ancak oriyantalistik bakışın en güçlü olduğu filmlerin kurmaca türündeki filmler olduğu görülmektedir.

 

Osmanlı’dan Sinema Manzaraları programında yer alan filmlerdeki bu basmakalıplaşmış bakış meselesi kadar önemli bir başka mesele ise, kendi basmakalıplaşmış bakış meselemizdir. Bir başka deyişle asıl mesele, Avrupalı’nın Osmanlı’ya ve Doğu’ya dışarıdan oriyantalistik bakışı ile bizim Osmanlı’ya ve Doğu’ya içeriden bakışımızın (self-oriyantalistik) örtüşüyor olabilmesidir. Programdaki filmlerin böylesi bir yüzleşmeye ve sorgulamaya da vesile olduğunu ya da olması gerektiğini söyleyebiliriz.

 

KAYNAKLAR

 

Barsan, Richard Meran: Non-fiction Film-A Critical History, E.P. Duttuon, New York, 1973,

 

Berstein, Matthew ve Studlar, Gaylyn: Visions of the East: Orientalism in Film, New Jersey, Rytgers University Press, 1997.

 

Çelikcan, Peyami: Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Belgesel Sinemamızın İlk Yılları (http://www.tsa.org.tr/yazi/yazidetay/16/)

 

Erkan, Hilal: Hollywood Sienamsında Oryantalizm, Kırmızıkedi Yayınları, İstanbul, 2009, 68-116

 

Özuyar, Ali, Türk Sinema Tarihinden Fragmanlar, Phoenix Yayınları, Ankara, 2013.

 

TSA, BağlantıTürk Sinemasının  Kilometre Taşları (http://www.tsa.org.tr/#1)

 

 

 

 

YORUMLAR

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamıştır.

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz buradan üye olabilirsiniz.