Bir Osmanlı Evrakı ve Sinemada Dil Tartışması
Ayşe Yılmaz - Belge 11 Şubat 2015

Brüksel Büyükelçiliği’ne 16 Aralık 1913'te "Şark Sinemaları" Anonim Şirketi vekili tarafından bir mektup gönderilir. Ardından işlem yapılmak üzere Emniyet Müdürlüğünce tercüme edilir. Teşekkürlerle başlar mektup. 

 

Brüksel Büyükelçiliği’ne 16 Aralık 1913'te "Şark Sinemaları" Anonim Şirketi vekili tarafından bir mektup gönderilir.[1] Ardından işlem yapılmak üzere Emniyet Müdürlüğünce tercüme edilir. Teşekkürlerle başlar mektup. Şirket temsilcileri ve yanındaki arkadaşlarının iyi şekilde karşılanmasından duyduğu memnuniyeti dile getirir ilkin. Sonrasında, güvendikleri bir dostlarından, İstanbul'daki belediye ve idare memurlarının kendilerine haksız yere engeller çıkardıklarını işitmeleri üzerine, aşağıdaki üç anlaşmazlığı kaleme aldığını bildirir.

 

Vekil, üç ihtilafın ikincisinde bir belediye memurunun sinemahaneye gelip her ay verilen verginin peşin şekilde ve yirmi dört saat içinde ödenmediği takdirde sinemanın kapatılacağı konusunda tehdit ettiğinden söz eder. Son anlaşmazlıkta da, sinemalarında bulundurdukları motor ruhsatını istemek için yine bir memur daha gönderilir. Ruhsatı hiçbir yerde bulamazlar ve hizmetliler tarafından çalınabileceğini düşünürler. Memur ise kendi kayıtlarını gözden geçirmeksizin, yine işletmenin kapatılacağı tehdidinde bulunur. Vekil, böyle bir durumda, büyükelçinin aracılık etmesi sayesinde devletin ve memurlarının kendilerinden yardımlarını esirgemeyeceğine inandıklarının altını çizerek mektubuna son verir.

 

Vekilin dile getirdiği üç ihtilaftan en ilginci ise hiç şüphesiz birincisi. Bir üniversite öğrencisi bir sinema gösterimi sırasında sinematograf yazılarının Türkçe yazılması konusunda gösteriler yapar. Bunun üzerine sinema müdürü bu öğrencinin isteğinin en kısa zamanda yerine getirileceği sözünü verir. Yazılar derhâl değiştirilecektir. Çünkü müşterilerinin memnuniyeti onlar için önemlidir. Ancak bu gösterinin peşinden belediye tarafından bir memur gönderilmesini ve kendilerini tehdit etmesini bir türlü hazmedemezler. Nasıl olur da bir memur, zaten kabul ettikleri ve hemen değiştirme sözü verdikleri bir durumda fütursuzca işletmelerini kapatmaktan bahsedebilmektedir?

 

Sinema sahiplerinin garipsedikleri nokta burasıdır. Peki ya bu yüzyıldan bakıldığında? Belki de buradan bakıldığında, işin asıl tuhaf yanı, ta 100 yıl önce bir üniversite öğrencisinin kalkıp Türkçe, yani dili için bir itirazda bulunmasının ilginç karşılanması. Günümüzde neredeyse Türkçe yazılı levha kalmamışken üstelik.

 

Sinema ve dil. Hiçbir zaman birbirinden kopamayacak iki unsur. Çünkü dil, sinemanın hem söyleminde hem de anlamın ortaya çıkışında büyük rol oynuyor. O halde Metz’in de sinema dilini sözlü dillerden ne denli ayrı gördüğünü bir kenara not ederek,[2] birçok yazar ve yönetmenin de vurguladığı gibi sinema, dilin ta kendisi. Gösteriyi hazırlayanlar ve gösterinin şahitleri açısından koskoca bir gramer yığını çünkü. Buradan çıkacak anlam, ancak bir dil aracılığı ile var olabildiği için ancak dil içindeki ilişkilere bakmak bir çıkış yolu sunabilir. Bu ilişkileri de önce yönetmen, sonra da izleyici kurar.[3]

 

Bir ülke de ancak dilinin sınırlarını keşfettiğinde kendine ait bir sinemadan söz edebilir. Öyleyse küçük bir adım gibi görülse de, önce dilden başlamalı inşa etmeye Türk Sinemasını da; aynı, itirazıyla 100 yıl öncesinden bize seslenen üniversite öğrencisinin yaptığı gibi.

 

BABIÂLİ

DÂHİLİYE NEZARETİ

EMNİYET-İ UMÛMİYE

MÜDÜRİYETİ KALEMİ

Umûmi:

Husûsi:

 

 

Brüksel Sefâret-i seniyyesine[4] 16 Kânûn-i evvel sene 1913 tarihiyle "Şark Sinemaları" Anonim Şirketi vekili tarafından gönderilen mektup tercümesi sûretidir:

 

"Şark Sinemaları" nâm Belçikalı anonim şirketin meclis idaresi âzâsından banker Mösyö "Mathod [Alfred Mathod]", Şark Şirket-i Sınaiyesi[5] Müdür-i murahhası[6] Mösyö "Verbeke [Charles Verbeke]", Mösyö "Diyanel [Dianel?]", ve "Van Gaçet Hoven [Van Gachet Hoven?] Müessesatı" Anonim Şirketi'nin Müdürü Mösyö "Van Gaçet Hoven [Van Gachet Hoven?]", refikleri Baron "J. Van Zuijlen Van Niyevelt [J. Van Zuylen Van Nievelt]" hakkında gösterilen hüsn-i kabulden dolayı zât-ı sefirânelerine son dereceye kadar teşekkür ederler. Refikimiz tarafından zât-ı sefirânelerine bildirildiği vechile Memâlik-i Osmaniye'de mesâil-i muhtelifede[7] alâkadar olan ve henüz orada bir takım muamelât-ı cedîdeye[8] girişmek üzere bulunan meclis-i idaremiz âzâsına __ Dersaadet'teki sinematograf işletme müdürü tarafından bazı şikâyât[9] dermeyân edilmiştir.[10] Kahire'de Kredi Liyon [Lion] Bankası'nın eshâm[11] sandığı memur-ı sâbıkı olup kendisine itimâd-ı tâmmımız bulunan Mösyö "Şampor [Champhor?]"  Dersaadet'te belediye ve idare memurlarının bize karşı hiçbir vechile hakka tevfîk edilemeyecek[12] bir takım tas‘îbât[13] îkâ‘[14] eylemekte olduklarını bize bildiriyor.

 

Birinci İhtilaf: Sinematograf kitabelerinin Türkçe hurûf[15] ile yazılmasını talep eylemek sûretiyle Dârülfünûn[16] talebesi tarafından bundan birkaç gün evvel sinemahanede vuku bulan nümâyiş[17] üzerine müdürümüz talebe-i mûmâ-ileyhimin[18] celb-i hoşnûdîleri[19] için işbu kitabeleri sürat-i mümküne[20] ile tebdil edeceğini[21] vaat eylemiştir. Bu esnada Beyoğlu Mutasarrıflığı tarafından bir memur i‘zâm edilmiş[22] ve memur-ı mûmâ-ileyh "fart-ı[23] gayret neticesi olacak" ahalinin hemen arzusu is‘âf[24] edilmediği takdirde sinematografı sedd[25] ettireceğini makâm-ı tehdidde beyân eylemiştir. Emniyet-i Umûmiye Müdürünü şahsen tanıyan müdürümüz kendisine müracaatla tehdid-i mezkûrun hîz-i fiile[26] îsâl edilmemesini[27] talep etmiş ve Emniyet-i Umûmiye Müdürü dahi tehdid-i vâkînin hîz-i fiile îsâl edilmeyeceğini vaat eylemiştir. Muamelât-ı husûsiyeden addedilmesi lâzım gelen mesâil[28] ile meşgul olan ve bu mesâile müdahale eden memurîn-i hükümetin işbu hareket-i hodserâneleri[29] hakkında nazar-ı dikkat-i sefirânelerini celb ederiz. Filhakika[30] müşterilerimizin müsaade-i imkân derecesinde hoşnutlarını celb etmek menfaatimiz iktizâsından[31] ise de memurîn-i hükümet mahiyet-i husûsiyeyi hâiz bir işte kendi arzularını kabul ettirmeye teşebbüs eylemelerinin hiçbir memlekette meşhûd[32] olmadığının zât-ı sefirânelerince de tasdik olunacağı derkârdır.[33] Eğer şirketimiz memurîn-i belediye ve idare-i Osmaniye tarafından mazhar-ı muâvenet[34] olsa idi iş başka türlü olur idi.

 

İkinci İhtilaf: Teşrîn-i sânî evâsıtına[35] doğru bir belediye memuru sinemahaneye gelerek her ay tediye[36] edilmekte olan resmi[37] ber-vech-i peşin talep etmiş ve resm-i mezkûr yirmi dört saat zarfında tediye edilmediği takdirde sinemayı sedd edeceğini ikinci defa olarak makâm-ı tehdidde beyan eylemiştir. Müdürümüz resm-i mezkûrun hiçbir vakit ayın ibtidâsında[38] değil her ayın nihayetinde tediye edilmekte olduğunu iddia eylemektedir. Bundan başka resm-i mezkûrun suret-i tediyesi hakkında bazı tebdilat vuku bulmuş ise bu babda ittihâz[39] tedâbîr[40] edebilmesi için müdür-i mûmâ-ileyhin evvelce keyfiyetten haberdar edilmesi iktizâ eyler idi. Daima tehdit sûretiyle vuku bulan bu tarz-ı hareket doğrusu tecvîz[41] edilemez.

 

Üçüncü İhtilaf: Birkaç gün sonra müessesemize belediye memurlarından biri daha gelerek müdürümüzden bir motor bulundurmaklığımız hakkındaki ruhsatnamenin hemen ibraz edilmesini talep etmiş ve bu ruhsatname ibraz edilmediği takdirde sinemayı sedd ettireceğini yine makâm-ı tehdidde beyan eylemiştir. Müdür-i mûmâ-ileyh mârrü'z-zikr[42] ruhsatname Brüksel'de olduğu cihetle irâe[43] edemeyeceğinden bunun belediye defâtirinde[44] taharri edilerek[45] bir kıta sûretinin kendisine itâsını[46] memur-ı mûmâ-ileyhden rica etmiş ve bunun için iktizâ eden harcı tediye edeceğini ilave eylemiştir. Memur-ı mûmâ-ileyh tekrar gelerek hiçbir şey bulamadığını beyan etmiş ve sinemanın seddi hakkındaki tehdidatını tekrar eylemiştir. Varaka-i mezkûre ne şirketin merkezinde ne de Dersaadet'te bulunmadığı cihetle sinemahaneden çıkarılmış olan müstahdemînden[47] biri tarafından sirkat[48] edilmiş olması muhtemeldir. Bir de sinemamızı üç sene kadar bir müddet bilâ-ruhsat işletmekliğimize müsaade etmeyeceği bedîhî[49] olan daire-i belediyenin __ bizim muhasebe defâtirimizde harcı tediye edilmiş olmak üzere mukayyed[50] bulunan ruhsatname-i mezkûrun mevcudiyetini anlaması için kendi defâtirini muntazam sûrette tutması icab eder idi. Fazla olarak ruhsatnamelerimizin kısm-ı azamının istihsâli[51] için Şehremâneti memurlarından Mahmud Bey'e müracaat etmiş idik. Şurasını tekrar beyan ederiz ki bu tarz hareket hakikaten şâyân-ı teessüfdür. Zira mütemâdiyen vuku bulan bu metâlib[52] ve müddeayât[53] muamelatımızın hüsn-i sûretle cereyanına mani olmaktadır. Memleketimizde işlerimizin teshili[54] için vesâtat-ı[55] sefirâneleri sayesinde memurîn-i hükümet bundan böyle muavenetine mazhar olacağımızdan eminiz.

 

Aslına mutabıktır.

Emniyet-i Umûmiye Dairesi

 

İstanbul Vilâyeti vekâlet-i aliyesine yazılan 1 Kânûn-i sânî sene [1]329 tarihli tezkirenin melfûfudur.[56]

 

 

 

 

 

 

[1]        BOA, Dosya Nr. 52, Gömlek Nr. 17/4-5, Fon Kodu: DH.EUM.EMN.

[2]       Büker, Seçil. Sinemada Anlam Yaratma. İstanbul: Hayalbaz Kitap, 2009. s. 41.

[3]       Büker, Seçil. a.g.e. s. 15.

[4]    Sefaret-i seniyye: Büyükelçilik.

[5]    Şark Şirket-i Sınaiyesi: İzmir Şark Sanayi Kumpanyası

[6]    Murahhas: Devlet veya herhangi bir teşkilat adına salahiyyetli olarak bir yere bir vazife ile gönderilen kimse.

[7]    Mesâil-i Muhtelife: Çeşitli meseleler.

[8]    Muamelât-ı cedîde: Yeni faaliyetler, muameleler.

[9]    Şikâyât: Şikâyetler.

[10]  Dermeyân etmek: Beyan etmek, ileri sürmek.

[11]  Eshâm: Hisseler.

[12]  Hakka tevfîk edilmeyecek: Doğruluğa uygun düşmeyecek.

[13]  Tas‘îbât: Zorlaştırmalar, güçleştirmeler.

[14]  Îkâ‘: Yapma, yaptırma.

[15]  Hurûf: Harfler.

[16]  Dârülfünûn: Üniversite.

[17]  Nümâyiş: Gösteri.

[18]  Mûmâ-ileyh: Kendisine işaret edilen, bahsi geçen.

[19]  Celb-i hoşnûdî: Razılık ve memnuniyetin sağlanması.

[20]  Sürat-i mümküne: Mümkün olduğunca hızlı.

[21]  Tebdil etmek: Değiştirmek.

[22]  İ‘zâm edilmek: Gönderilmek.

[23]  Fart: Aşırı olma, aşırılık.

[24]  İs‘âf: Yerine getirme.

[25]  Sedd: Mani olmak, engellemek.

[26]     Hîz-i fiil: Abartılı ve aşırı davranış, tavır.

[27]  Îsâl edilmek: Vardırılmak.

[28]  Mesâil: Sorunlar, problemler.

[29]  Hodserâne: Dikbaşlılık, kimseyi dinlememe.

[30]  Fi'l-hakika: Hakikatte, esasında.

[31]  İktizâ: Gerek, ihtiyaç.

[32]  Meşhûd: Görülmüş.

[33]  Derkâr: Malûm, açık, aşikar.

[34]  Mazhar-ı muâvenet: Yardım elde etme.

[35]     Evâsıt: Kameri ayların 2. On günü. (11-20 arası)

[36]     Tediye: Ödeme, ödenme.

[37]     Resm: Vergi.

[38]     İbtitâ: Kameri ayların ilk on günü. (1-10 arası)

[39]     İttihaz: İtibar etme, sayma.

[40]     Tedâbîr: Tedbirler.

[41]     Tecvîz Edilmek: Uygun görülmek.

[42]     Mârrü’z-zikr: Yukarıda bahsedilen.

[43]     İrâe: Göstermek.

[44]     Defâtir: Defterler.

[45]     Taharri edilmek: Kayıt altına almak, yazılmak.

[46]     İtâ: Verrmek, verilmek.

[47]     Müstahdemîn: Hizmetliler.

[48]     Sirkat: Çalma, çalınma.

[49]     Bedîhî: Açık.

[50]     Mukayyed: Kayıtlı, kaydedilmiş.

[51]     İstihsâl: Elde etmek.

[52]     Metâlib: Arzular, istekler.

[53]     Müddeayât: İddialar.

[54]     Teshil: Kolaylık.

[55]     Vesâtat: Vasıta olma, aracılık etme.

[56]     Melfûf: Ek.

YORUMLAR

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamıştır.

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz buradan üye olabilirsiniz.