Ortaköy Feriye Sineması: Boğaz’ın Ortasında Bir Sinema
Barış Saydam - İnceleme 21 Mart 2015

15 Mart 1996 tarihinde ise gerek Beyoğlu’ndakileri gerekse de tarihi Kadıköy sinemalarını kıskandıracak güzellikte bir sinema salonu hizmete girer. Ortaköy’de, Çırağan Sarayı’nın devamında muhteşem boğaz manzarası ve bitişiğindeki restoranıyla birlikte Ortaköy Feriye Sineması açılır.

 

Müstakil sinema salonlarıyla ilgili anılar, görkemli galalar ve festival hatıraları çoğunlukla Beyoğlu’ndaki sinema salonlarında geçer. Türkiye’deki ilk halka açık gösterimlerin yapıldığı, sinemanın nabzının tutulduğu Beyoğlu, bir zamanlar onun üzerinde sinema salonuna ev sahipliği yapar. Sinemanın yaygınlaşması ve popülerleşmesi için lokomotif görevi görür. 15 Mart 1996 tarihinde ise gerek Beyoğlu’ndakileri gerekse de tarihi Kadıköy sinemalarını kıskandıracak güzellikte bir sinema salonu hizmete girer. Ortaköy’de, Çırağan Sarayı’nın devamında muhteşem boğaz manzarası ve bitişiğindeki restoranıyla birlikte Ortaköy Feriye Sineması açılır.

 

Karakoldan Sinemaya: Feriye’nin Tarihçesi

Feriye Sineması her ne kadar İstanbul’daki diğer sinema salonlarına göre daha yeni bir salon olsa da Feriye’nin tarihi yüzyıl öncesine uzanır. Osmanlı İmparatorluğu 1839’da ilân edilen Tanzimat Fermanı’ndan sonra hızlı bir Batılılaşma hareketinin içine girer. Klasik tarzda sarayların modası geçmiştir. Yeni, Batılı tarzda saraylar inşa edilmeye başlar. Sultan Abdülmecid’in emriyle Dolmabahçe’den Ortaköy’e uzanan sahildeki eski yalılar yıkılarak[1], buralara yeni saraylar yaptırılır. İlk olarak Dolmabahçe Sarayı açılır. Karabet Balyan’ın yaptığı sarayın yapımı on yıl sürer. 1855’te sarayın inşası bitirilmesine rağmen o sırada Ruslarla yapılan savaş devam ettiğinden açılış Paris Antlaşması’nın sonrasına ertelenir.[2] Resmi açılış 11 Haziran 1856’da yapılır.[3] Sarayın inşaatı devam ederken Abdülmecid’in emriyle Ortaköy Camii de bitirilir. Nigoğos Balyan’ın tamamladığı camii 1853’te açılır. Abdülmecid’in yerine tahta geçen Abdülaziz buradaki inşaatları devam ettirir ve 1872’de Serkis Balyan Çırağan Sarayı’nı tamamlar.[4] İki önemli saray ve bir de camii tamamlanıp hizmete girmiştir, ancak saray halkı yeni açılan saraylara sığmayınca ek hizmet binaları yapılmasına karar verilir. Bunun üzerine Çırağan’dan Ortaköy Camii’ne kadar uzanan sahil boyunca ek binaların inşaatlarına başlanır. Dalyan ailesinin tamamladığı ikincil binalara, “yan” anlamına gelen Feriye (Fer’iyye) ismi verilir. Ek binalar Feriye Sarayları olarak anılmaya başlar. Saraylar açıldıktan sonra güvenlik ihtiyacı nedeniyle Çırağan Sarayı’nın son kısmının ilerisi Feriye Karakolu’na ayrılır. Şu an sinema ve restoranın hizmet verdiği alan ise karakol döneminde atların manej sahasıdır.

 

Feriye Sarayları’nın yurtdışından borç alınarak yapılması ve Beşiktaş’taki Mevlevîhane’nin saray yapımı için yerinden edilmesi o dönemde çok eleştirilir. Burada yaşayanların da talihleri bir türlü gülmez.[5] 30 Mayıs 1876’da askeri darbeyle tahtan indirilen Sultan Abdülaziz, kısa süre Topkapı’da kaldıktan sonra Feriye’ye nakledilir.[6] 4 Haziran 1876’da Feriye’deyken bileklerini keserek intihar eder. V. Murad Çırağan Sarayı’nda uzun süre hapis edilir. Hanedan üyeleri yurtdışına sürüldükten sonra ise buradaki saraylar bir süre boş kalır. 1927’de binaların bir bölümü Yüksek Denizcilik Okulu’na tahsis edilir. 1927-28’de ise binaların diğer bölümüne Kabataş Erkek Lisesi taşınır. 1931-32 yıllarında eski karakolun manej sahası olan bölüm Kabataş Erkek Lisesi tarafından spor salonu olarak kullanılmaya başlar. 1950’lerde saraylarda bozulmalar meydana gelir. Çelik Gülersoy yapıların 1950’lerdeki dönüşümünü şu şekilde anlatır:”Cumhuriyet döneminin yoksul ekonomisi, bu görkemli yapıları uzun süre ihya edemedi ama, yıkıma da terk etmedi. Hepsine, uyan-uymayan bir resmî fonksiyon vererek kullanmak zorunda kaldı. Okul ve hastane gibi. Asıl bozulmalar, 1950’ler ile başladı. Burada da, Beşiktaş tarafındaki birinci bina, yani Fer’iyye Saraylarının ilki, önce İlkokul, sonra İETT İdaresinin makine deposu oldu. Ondan sonraki boşluğa, 1950’li yılların bilinçsiz ekonomik büyüme döneminde Et ve Balık Kurumu, lök gibi çimento bir bloku, soğuk depo olarak inşa etti! Onun çevresi, barakalar ve sundurmalarla doldu.”[7]

 

1989’da mekân bir restorasyondan geçirilir. 27 Kasım 1995’te ise Kabataş Erkek Lisesi Eğitim Vakfı kapsamlı bir restorasyon yaparak bu alanı Kabataş Kültür Merkezi’ne dönüştürür. Burası sanat ve kültür etkinliklerine ev sahipliği yapmaya başlar. Yıllar içinde karakol binasından kültür merkezine dönüşen Feriye Sineması’nın olduğu kısım, 1996 yılında bir kez daha restorasyona girer. 15 Mart 1996’da kapılarını açtığında ise artık İstanbul’un önemli sinema salonlarından birine dönüştürülmüştür. Umut Sanat Ürünleri tarafından işletilen mekân aslına sadık kalınarak yapılanan restorasyondan sonra ahşap yüksek tavanlar korunur, salona balkon eklenir. Geniş kafeteryası ve boğaz manzarası ile birlikte salon hizmete açılır. 3 Temmuz 2008’de ise Feriye Sineması kapanır. Nida Karabol Akdeniz salonun kapanma nedenlerini açıklarken, Feriye’nin ikinci derece tarihi eser olduğu için perde sayısını yükseltememelerinin getirdiği dezavantajlı durumun, o dönemde sanatsal değeri yüksek filmlerin sayısının azalmasının ve dağıtımcıların baskılarının bu kararı almalarında etkisi olduğunu söyler.[8] Bu nedenlerden dolayı Ortaköy Feriye Sineması 2008’de perdelerini bir süreliğine indirmek zorunda kalır; ancak 2012’de Güneş Yanığı 2 filminin gösterimiyle birlikte salon yeniden açılır.

 

Sinemanın Özellikleri

1996’da açılan Ortaköy Feriye Sineması tek salon olarak hizmet verir. İspanyol model koltuklardan oluşan salonun kapasitesi 236’dır (176 salon, 60 balkon). Ahşap ve organik yüksek tavanı, 35mm. ve dijital film göstermeye uygun teknolojik altyapısı, Dolby Digital CP 650 SR ses sistemi ve geniş perdesiyle salon günümüzün teknolojik gerekliliklerine uyum sağlar.[9] Geniş fuayesi ve boğaz manzarası sayesinde film izlemenin dışında çeşitli etkinliklere de ev sahipliği yapar.

 

Feriye Sineması işletme müdürü Metin Ergül, salonun kendini döndürmesi için yılda 60.000 bilet satışının gerçekleşmesi gerektiğini ancak yılda ortalama 30-35.000 kişide kaldıklarını ifade ediyor. Salonda yılda 30-35.000 bilet satışı yapılırken, yıl içinde düzenlenen etkinlerle birlikte bu sayı ortalama 50-55.000 rakamına çıkıyor.[10] Günümüzde tek salonlu müstakil bir sinemanın kendini döndürmesinin çok güç olduğu düşünüldüğünde, Feriye’nin bu anlamda yan etkinliklerinin de gösterdiği filmler kadar önemli olduğunu söyleyebiliriz. Yan etkinlikler ve organizasyonlarla birlikte salon ancak giderini çıkartabiliyor. Feriye’ye olan ilginin artması için basın gösterimleri, galalar, önemli isimlerle yapılan özel gösterimler (Luc Besson, Robert Redford, Stephen Dorff vb.) ve festival gösterimleri (İstanbul Film Festivali) gibi seçenekler de değerlendiriliyor.

 

Avrupa’nın en seçkin sinema salonlarından biri olarak gösterilen Ortaköy Feriye Sineması, gerek özel konumu gerekse de gösterdiği filmlerle bugün İstanbul’da hizmet veren önemli müstakil sinema salonlarından biri halinde. Feridun Andaç Ortaköy’ü Ortaköy yapan eserlerden bahsederken Yıldız, Kabataş, Galatasaray ve Denizcilik okullarını, Feriye Karakolu’nu, Ortaköy Camii’ni sayar.[11] Bugün sanıyorum Ortaköy Feriye Sineması da Ortaköy’ün vazgeçilmezlerinden biri olarak bu listenin devamına eklenebilir.

 

[1] Feridun Andaç, 17. yüzyılda Ortaköy’de dere içinde bir Müslüman mahallesi, kıyılarda ise yalıların olduğundan bahseder ve Abdülmecit’in buraları yeniden imar ederek saray inşa ettirmesi nedeniyle buradaki yalıların çoğunun yıkıldığını söyler. Feridun Andaç, Zamanın Durduğu Bir Yerde Ortaköy, İstanbul: Heyamola Yayınları, 2010, s. 21-22.

[2] Çelik Gülersoy, Dolmabahçe, İstanbul: İstanbul Kitaplığı Yayınları, 1984, s. 54.

[3] İhsan Yücel, Sema Öner, Dolmabahçe Sarayı, Ankara: TBMM Milli Saraylar Daire Başkanlığı Yayınları, 1995, s. 9.

[4] Çelik Gülersoy, Çerâğan Sarayları, İstanbul: İstanbul Kitaplığı Yayınları, 1992, s. 68.

[5] Abdülaziz’in intiharı, kanlı bir baskında bir alay insanın katledilmesi, boş sarayda V. Murad’ın 27 yıl hapis hayatı geçirmesi, taş sarayın inşasından 30 yıl sonra yanması ve sarayın uzun süre kullanılmaması gibi olaylar halk tarafından Beşiktaş Mevlevîhanesi’nin yerinden edilmesiyle ilişkilendirilir. Aktaran: Çelik Gülersoy, Çerâğan Sarayları, s. 46.

[6] “(Sultan Abdülaziz) bir gece sabaha karşı, Dolmabahçe’de yatağından kaldırılıp önce Topkapı Sarayı’na, açık bir kayıkla, yağmur altında götürüldü. Orada, hiçbir hazırlık yapılmamıştı. Bu terk edilmiş Sarayda Abdülaziz, ya rastlantı eseri, ya bilerek, tarihte çok kötü hatırası olan bir odaya, III. Selim’in elinde Kur’an okurken, âsirlerce şehit edildiği odaya, hapsedildi. Bir anda bütün mutlak kudretini yitiren hatta aç bırakılan asabî ve güçlü hükümdar, yeni padişaha yazdığı iki mektup sonucunda, burada çıldıracak bir hale gelince, Beşiktaş’a nakledildi. Fakat istediği gibi küçük bir eve konulmayıp, Çerâğan Sarayı’na verildi. Fakat asıl Saray binasına değil, “Fer’iyye” denilen yan binalardan, Ortaköy tarafında, en sonda yer alan ikincil yapıya, üst kata yerleştirildi.” Aktaran: Çelik Gülersoy, Çerâğan Sarayları, s. 100.

[7] Çelik Gülersoy, Çerâğan Sarayları, s. 190.

[8] Burcu Aldinç, “Feriye, Eski Görkemine Kavuştu”, Sabah, 7 Ekim 2012. http://www.sabah.com.tr/pazar/2012/10/07/feriye-eski-gorkemine-kavustu

[9] Ortaköy Feriye Sineması, Umut Sanat Web Sitesi, http://www.umutsanat.com.tr/ortakoy_feriye_sinemasi.asp (Erişim: 22 Ocak 2015).

[10] Metin Ergül, Kişisel Görüşme, 19 Ocak 2015.

[11] Feridun Andaç, a.g.e., s. 37.

YORUMLAR

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamıştır.

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz buradan üye olabilirsiniz.