Osmanlı’da Bir Sinema Müfettişinin Serzenişleri
Ayşe Yılmaz - Belge 25 Mart 2015

Gün gelir sorguladığından da sorgulanır insan. 1921 tarihli bu resmi belgedeki[1] tiyatro ve sinema müfettişi Mehmed Sahib Bey’in başına geldiği gibi.

 

Gün gelir sorguladığından da sorgulanır insan. 1921 tarihli bu resmi belgedeki[1] tiyatro ve sinema müfettişi Mehmed Sahib Bey’in başına geldiği gibi. Bu işin şakası tabii. Zira her devlette kişiler neyi ne şekilde yaptığının hesabını verir ve kayıt altına alınır. Osmanlı’da ise bunlar üç yerde saklanır; biri kaybolursa en azından diğeri baki kalır.

 

İlkin, İstanbul’un tiyatro ve sinema deyince ilk akla gelen en civcivli semti Beyoğlu’nda müfettişlik yapan Mehmed Sahib Bey’e cevaplaması için sorular yöneltilir: İşe başladığı tarih, karşılaştığı usulsüzlükler, konuyla ilgili düzenlediği belgeler, başlattığı soruşturmalar ve kendi ortaya koyduğu hizmetlerin yekûnu.

 

Ve müfettişimiz madde madde cevaplar soruları.

 

İki yıldır bu görevdedir ve kendi ifadesiyle, devlet yasalarının neredeyse hiçbirine doğru düzgün uyulmadığı bir dönemdir. Özellikle de Beyoğlu ve civarındaki eğlence yerlerinden yoksullar adına alınan vergiler hiç ödenmek istenmez, bütün gayretlerine rağmen giriş biletleri damgalattırılması hususunda problemler yaşanır. Her ne kadar bu gibi durumların önünü almak için zabıta kuvvetleri devreye sokulsa, oyunlar başlamadan birkaç saat önce kapılarda kontrol memurları bulundurulup biletlerin kaybolmasına engel olunmaya çalışılsa da çoğunlukla yasalara aykırı davranıldığı bir gerçektir. Hatta bu sebeple bazı yabancı devlet temsilcilerinin veya devlet büyüklerinin korumasıyla aidatları ödemeyenler dahi ilgili mercilere bildirilir.

 

Neredeyse bütün tiyatrocu ve sinemacılar hakkında öyle veya böyle kanun ihlâlini gerçekleştirdiği konusunda bir kayıt bulunur. Bu yüzden aslında belli bir isim de verilmesi mümkün değildir. Yine de örnek vermek gerekirse Beyoğlu’nda Tepebaşı’ndaki Garden Bar’da elinde biriktirdiği biletleri tekrar gişeye satmakla suçlanan Kemal Efendi ile Palas Sineması görevlisi aynı sebeple işlerinden çıkarılır. Ancak bu gibi durumlarda kesin bilgiye ulaşıncaya değin asla eldeki zanlarla hareket edilmez.

 

Mehmed Sahib Bey’in hizmetlerine gelince, kendisine verilen yetkiler dışında, hiçbir mecburiyeti bulunmadığı halde bile, sırf muhtaç kimselerin hakkına sahip çıkmak adına, verilen adreslere gidip saatlerce bekler. Paraları tahsil için geceyarılarına kadar evinden çok uzak yerlere gittiğinden kendi cebinden harcar. Ayrıca Türkçe bilmeyen gösterim müdürlerine dert anlatmak ve İttifak Devletleri zabıtasına hesapları gösterebilmek için bir arkadaşı hiçbir maddi karşılık beklemeden gönüllü tercümanlığını üstlenir. Yerine göre yedi-sekiz saat, birlikte aç karna ayakta dikilirler ve bazen Yunan temsilcilerinin düzenledikleri balolarda milli iradeyi rencide edici hakaretlere de maruz kalırlar.

 

Tüm bunları amirlerine iyi görünmek için yapmaz ve işi konusunda hatalı görülmeyi de kabul edemez. Çünkü hiçbir şekilde doğruluktan ayrılmadığı için herhangi bir suistimalle karşılaştığında da bunu bildirmekten çekinmez. Bu yüzden de bu gibi uygulamalarından mustarip kimselerin kendisini namussuz biri gibi göstermek için ellerinden geleni yapmak istediklerinin farkındadır. İşiyle ilgili her türlü soruşturma karşısında alnı açık ve vicdanı rahattır.

 

Müfettişimizin en son sözleridir bunlar. Peki, yaklaşık yüz yıl önce tek tek sinema salonlarını denetleyen bir memurun yaşadıkları günümüz insanı için ne ifade ediyor ve ne kadar önemli? Bugün bu işi üstlenen bir kurum var mı? Varsa -ki var- karşılaşılan sorunlarda o dönemle arasındaki benzerlikler veya farklılıklar neler? Mehmed Sahib Bey’in kendi görevi haricinde de tüm gayretkeş çabalarına günümüzden bakıp değerlendirdiğimizde, sinema düşüncesinin o dönemde ne boyutlarda olduğunu ve bugünlerde yaşanan sorunlara ne derece kaynaklık edebileceğini görmek mümkün mü?

 

Mümkün tabii. Örneğin ta o dönemlerde yalnızca İstanbullulardan alınmaya başlayan Darülaceze aidatı[2] şimdi de eğlence vergisi adı altında hâlâ ödenmeye devam ediyor. Ayrıca Müfettiş Sahib Bey’in görevini bugün Teftiş Kurulu Bakanlığı ve mülki idare amirleri yürütüyor. “Bakanlık ile mülki idare amirleri eserlerin dağıtım ve gösterilmeleri sırasında bunların işletme belgeleri ile bandrollerini ve eser üzerinde herhangi bir değişiklik olup olmadığı hususunda eseri her zaman denetleyebilirler. İşletme belgesiz veya bandrolsüz veya üzerinde değişiklik yapılan eserler toplatılarak C. Savcılıklarına suç duyurusu ile birlikte sevk edilir.
 

Bakanlık veya mülki idare amirlerince yapılacak herhangi bir denetim sonucunda eserin Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, milli egemenlik, Cumhuriyet, milli güvenlik, kamu düzeni, genel asayiş, kamu yararı, genel ahlak ve genel sağlık, örf ve adetlerimize aykırı bulunması halinde eser yasaklanır ve kanuni takibat açılır.”[3]

 

Mehmed Sahib Bey’in herhangi bir suistimale mahal vermemek için gecelerce sokaklarda nöbet tutarak görevini -bir nevi el yordamıyla- yerine getirdiği dönemden 8 yıl önce –ki daha önceleri birçok ülkede genel sansür yasası altında kurumlaşmadan devam etse de- ilk defa İngiltere’de sinemaların kontrolüne dair “İngiliz Film Sansür Kurulu” adında bir sinema denetim mekanizması kurulur ve bu, sinemanın ilk yasal düzenlemesi sayılır. Ayrıca bu, ülkemizde ilk sansürlenen film Mürebbiye için uygulamayı gerçekleştiren kurum.

 

İş Türkiye’ye gelindiğinde bugün dahi konuyla ilgili bir merci bulunsa da, sinema salonlarının sorunlarından tutun, korsan furyası, telif hakları, dağıtım meselesi ve bu konulardaki denetimin gerçekleşme koşulları için bile hâlâ bir “Türkiye Sineması Kanunu” beklenmekte. Varın ötesini siz düşünün veya oturup ciddi ciddi düşünelim!

 

[1] BOA, Dosya Nr. 116, Gömlek Nr. 71, Fon Kodu: DH. UMVM.

[3] http://teftis.kulturturizm.gov.tr/TR,14949/sinemavideo-ve-muzik-eserleri-kanunu.html

 

 

Bihi

 

Bâbıâli

Dahiliye Nezâreti

Heyet-i Teftişiye Müdüriyet-i Umûmisi

Umûmi:

Husûsi:

 

Tiyatro müfettişi Sahib Bey'e

 

1- Tiyatro müfettişliğine hangi tarihte tayin olundunuz?

 

2- Bu müddet zarfında hangi tiyatro veya sinemacının muhalif-i usûl ve nizam hareketini gördünüz ve hakkında ne muamele yaptınız? 

 

3- Müddet-i memuriyetinizde kaç bilet muayene memurunun bulunduğunu veya sû-i istimâlini[1] gördünüz hakkında evrâk-ı tahkîkiyye veya fezleke[2] tanzim ettiniz mi?

 

4- Müddet-i memuriyetinizde Darülaceze’ye müfîd[3] ne gibi hidemat[4] ve muvaffakiyâtınız[5] vardır?

 

Zeylen izahat[6] verilmesini rica ederim efendim.

 

Fî 8 Teşrîn-i evvel sene [1]337

 

Mülkiye Müfettişi

[İmza]

 

 

Marûz-ı acizîleridir:[7]

 

1- Tiyatro ve sinemalar müfettişliğine tarih-i tayinim fî 12 Nisan sene [1]335'tir.

 

2- Devletin hiçbir kanununa layıkıyla riayet[8] olunmadığı bir zamanda bilhassa Beyoğlu ve civarındaki luʻbiyâtı[9] idare eden kesânın[10] aidât-ı acezeyi[11] mümkün olduğu kadar az vermek, hatta bazen hiç vermemek istemeleri ve bunca teşebbüsat[12] ve gayretlerimize rağmen duhûliye[13] biletlerini damgalattırmaya mecbur tutulamamaları ale'l-umûm[14] bütün sinema ve tiyatrocuların ol bâbdaki usûl ve nizamata[15] tevfik[16] hareket etmediklerini tamamiyle müeyyeddir.[17] Bununla beraber daimi sinema ve tiyatroları idare edip de aidât-ı mezkûreyi[18] sektedâr etmek[19] isteyenleri icabında kuvve-i zabıtanın müdahaleleriyle tedib,[20] oyunlara mübaşeretten[21] bir hatta iki saat evvel kapılarda muayene memurları bulundurarak biletlerin zıyâına[22] meydan vermemek, yortu ve paskalya zamanlarında şurada burada, sokak içlerinde muhtelif mevâkide[23] tertip olunan baloları şiddetle taharrî[24] ile bulmak gibi çarelerle hukukumuzun mehmâ-emken[25] sıyâneti[26] için çalışılıyordu. Şu kadar var ki ecnebi[27] devletler mümessilleri veya sair ekâbirin[28] taht-ı himayelerinde[29] zaman zaman verilen müsamere ve konserlerde hisse-i aidatın itâsından[30] tamamen ve açıkça istinkâf[31] edildiği takdirde derhal bir rapor tanzim ve terâküm[32] biletlerle birlikte makâm-ı aidîne[33] irsal[34] olunurdu.

 

Binaenaleyh şu veya bu sinemacı veya tiyatrocu muhalif-i nizam harekette bulunmuştur denemez. Çünkü cümlenin de kanun-şikenâne[35] efâl[36] ve harekâtı vardır; devâire[37] dosyalarında her biri hakkında zaman zaman da yalan rapor ve şikâyetnameler bulunduğu da aşikârdır.

 

3- Mıntıka-i acizîde[38] Garden Bar'da[39] elinde biriktirdiği biletleri tekrar gişeye satmakla müttehem[40] Kemal Efendi ile memuru bulunduğu Palas Sineması’nda mâhiye[41] muayyen bir maaş -sinema müdürü tarafından- almakta olduğunu tahkikat neticesinde kanaat ettiğim Midhat Efendi nâmında bir diğerini makâm-ı aidîne ihbar sûretiyle işten çıkarttım.

Bazı zunûna[42] binaen haklarında tahkikat yapmakla beraber müsbet hiçbir sû-i istimâlini meydana çıkaramadığım ve bununla beraber kendilerinden şüphe etmekte olduğum memurları katî hareketlerini meydana çıkartıncaya kadar ihbardan men‘-i nefs[43] etmekteyim.

 

4- Vazife ve salahiyeti[44] mahdûd[45] birkaç sinemanın teftiş ve murakabesinden[46] ibaret olan bir memurun derece-i muvaffakıyâtı câ-yı teemmüldür.[47]

 

Vazifesini ciddi, namuskârâne ve kemâl-i intizamla[48] yapan ve yegâne gaye ve emeli amirlerinin her vechle[49] hüsn-i teveccühlerini teminden ibaret olan acizleri gibi bir memurun muvaffakıyâtı da salahiyeti hudûdunu tecavüz edemeyeceği tabiîdir.

 

Bununla beraber imkân olduğu derecede hiçbir mecburiyet tahtında olmayarak ve sırf hukuk-ı acezenin zıyâına mahall kalmaması için ekseri müsamerelerde para yerine kendilerine müracaat edilmek üzere adreslerini vermekle iktifâ[50] edenleri saatlerce ve günlerce takip, taharrî, intizâr[51] ederek parayı tahsil etmek; ekseriya gece yarılarından sonra cibâyet ettiğim[52] fazlaca mebâliğin[53] sirkatine[54] meydan vermemek için epeyce uzak olan bendehâneye[55] giderken müteaddid[56] defalar fuzuli araba paraları vermek; pek çok defalar ecnebi veya Türkçe bilmeyenlerin idaresinde olan konser ve müsamere müdürlerine ifade-i meram,[57] irâe-i hisab[58] için ve lüzumuna mebnî[59] hemen her gün düvel-i müttefika[60] zabıtasına müracaatımızda tercümanlık ettirmek için pek sevdiğim bir refîkimin[61] hemen hemen daimi bir sûrette ve sırf hasbe'l-insaniye muavenetini[62] temin etmek gibi hidematımı, icabında bir sû-i istimâle meydan kalmaması için altı-yedi saat bilâ-fasıla[63] ve aç karnına ayaküstü kapılar önünde beklemek ve mesela Yunan mümessilinin[64] himayesinde icra olunan balolarda izzet-i nefs-i şahsi ve milliyi rencide eden türlü tecavüzat ve hakaretlere göğüs germek gibi fedakârlıklarımı da maa'l-iftihar arzdan çekinmem. Lâkin bu gibi naçiz işlerin muvaffakıyet değil ancak vazife icabatı[65] olduğunda da asla şüphem yoktur, bunun için ma-fevkimden[66] takdire hak kazandığımı bildirmek istiyor değilim. Şu kadar var ki tahtıe edilmeye[67] de asla razı olamam. Aynı zamanda doğruluktan hiçbir sûretle ayrılmadığım ve sû-i istimâlini açıkça gördüğüm eşhâsı[68] her kim olursa olsun ihbar etmeyi bir şeref addettiğim için ancak bu sûretle acizlerinden maddeten veya manen az çok mutazarrır[69] olan kimselerle müntesibînin[70] çakerlerini[71] de şâibedâr[72] ve muhtelis[73] olarak göstermek istemelerinden haberdarım. Maamafih alnım açık, vicdanım paktır.

 

Memuriyetim esnasında şahsımla alâkadar olan herhangi bir iş için her türlü izahata amadeyim. Yegâne istinadgâhım[74] olan namus ve istikametten hiçbir zaman ayrılmadım ve ayrılmayacağım efendim.

 

 Fî 18 Teşrîn-i evvel sene [1]337

 

Darülaceze

Beyoğlu ciheti müfettişlerinden

Mehmed Sahib

 

 

 

(Latinize: Samime İnceoğlu ve Ayşe Yılmaz)

 

[2] Fezleke: Mahkeme kararının veya hukuki bir soruşturmanın özeti.

[3] Müfîd: Faydalı.

[4] Hidemat: Hizmetler, görevler.

[5] Muvaffakıyât:  Başarılar.

[6] İzahat: Açıklamalar.

[7] Marûz-ı acizîleri: Aciz kulunuzun arzıdır.

[8] Riayet: Uyma.

[9] Luʻbiyât: Oyunlar, eğlenceler.

[10] Kesân: İnsanlar, kişiler.

[11] Aidât-ı aceze: Aciz ve miskinler için ayrılmış bir vergi kalemi.

[12] Teşebbüsat: Girişimler.

[13] Duhûliye: Tiyatro, sinema, stadyum vb. yerlere girmek için ödenen ücret.

[14] Ale'l-umûm: Genellikle.

[15] Nizamat: Kararlar.

[16] Tevfik: Uygun

[17] Müeyyed: Teyid edilmiş, doğruluğu sabit.

[18] Mezkûr: Adı geçen.

[19] Sektedâr etmek: Sekteye uğratmak.

[20] Tedib: Dize getirme.

[21] Mübaşeret: Başlama.

[22] Ziyâʻ: Kaybolma.

[23] Mevâki: Yerler.

[24] Taharrî: Araştırma, inceleme.

[25] Mehmâ-emken: Olabildiği kadar, mümkün mertebe.

[26] Sıyânet: Koruma, korunma.

[27] Ecnebi: Yabancı.

[28] Ekâbir: Devlet büyükleri.

[29] Taht-ı himaye: Koruma altında.

[30] İtâ: Verme, verilme.

[31] İstinkâf: Kaçınma.

[32] Terâküm: Birikmiş, biriken.

[33] Makâm-ı aidî: İlgili makam.

[34] İrsal: Gönderme.

[35] Kanun-şikenâne: Kanunu ihlal eden.

[36] Efâl: Fiiller, işler.

[37] Devâir: Kurumlar.

[38] Mıntıka-i acizî: Beyoğlu.

[39] Garden Bar: Tepebaşı bahçesinde bulunan bir yer.

[40] Müttehem: İtham edilen.

[41] Mâhiye: Aylık.

[42] Zunûn: Şüpheler.

[43] Men‘-i nefs: Kendini tutma, nefsine hakim olma.

[44] Salahiyet: Bir iş için emir alma, bir işi yapmaya yetkisi olma.

[45] Mahdûd: Sınırlı.

[46] Murakabe: Denetleme.

[47] Câ-yı teemmül: Düşünmeye değer husus.

[48] Kemâl-i intizam: Tam bir düzen içinde.

[49] Vech: Şekil, biçim.

[50] İktifâ: Yetinme.

[51] İntizâr: Bekleme.

[52] Cibâyet etmek: Vakıflara veya hazineye ait paraları toplamak.

[53] Mebâliğ: Miktarlar.

[54] Sirkat: Çalma, çalınma.

[55] Bendehâne: Ev.

[56] Müteaddid: Birçok.

[57] İfade-i meram: Anlatılmak istenenin ifade edilmesi.

[58] İrâe-i hisab: Hesabın görülmesi.

[59] Mebnî: -den dolayı, dayanan.

[60] Düvel-i müttefika: İttifak Devletleri.

[61] Refîk: Arkadaş.

[62] Muavenet: Yardım.

[63] Bilâ-fasıla: Aralıksız.

[64] Mümessil: Temsilci.

[65] İcabat: Gereklilikler.

[66] Ma-fevk: Amir.

[67] Tahtıe edilmek: Yanlışlanmak, hatalı görülmek.

[68] Eşhâs: Kişiler.

[69] Mutazarrır: Zarara uğrayan.

[70] Müntesibîn: İlgililer.

[71] Çaker: Köle, hizmetçi.

[72] Şâibedâr: Kusurlu, hatalı.

[73] Muhtelis: Çalıp çırpan.

[74] İstinadgâh: Dayanacak, güvenecek  yer.

 

YORUMLAR

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamıştır.

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz buradan üye olabilirsiniz.