Koray Sevindi: 'Animasyon Daha Özgür Bir Alan'
Söyleşi 08 Nisan 2015

Koray Sevindi, 2012’de çektiği bol ödüllü kısa filmi Ekmek’in ardından Kültür Bakanlığı desteği ile 2014 yılında canlandırma filmi Kafa’yı yaptı. Sevindi ile sinemaya yönelişini, çalışmalarını ve pek çok festival gezerek 6 ödül kazanan animasyonu Kafa’yı konuştuk.

 

İstanbul Teknik Üniversitesi’nde okurken sinemayla ilgilenmeye başlayan ve Hayal Perdesi Sinema Topluluğu’na dâhil olan Koray Sevindi, 2012’de çektiği bol ödüllü kısa filmi Ekmek’in ardından Kültür Bakanlığı desteği alarak 2014 yılında canlandırma filmi Kafa’yı yaptı. Sevindi ile sinemaya yönelişini, çalışmalarını ve pek çok festival gezerek 6 ödül kazanan animasyonu Kafa’yı konuştuk.

 

 

Mühendislik mezunusunuz, sinemaya yönelişiniz nasıl oldu? 

 

Sinema hayatımda her zaman vardı. Önceleri iyi bir izleyiciydim ancak teorik ve pratik anlamda bir şeyler yapma planım yoktu. Sonra bir vesileyle Bilim ve Sanat Vakfı’nda Hayal Perdesi Sinema Topluluğu’na katıldım. Orada beraber çalışabileceğim arkadaşlarla tanıştım ve aramızda bir sinerji oluştu. Hala beraber çalışıyoruz. Atölye zamanlarında yönetmen Murat Pay’ın önderliğinde sinema üzerine teorik ve pratik anlamda çalışmalar yapmaya başladık. Her hafta buluşup filmler izledik ve tartıştık. Sinema literatürünü tarayıp birçoğunu çalışmalarımızda kaynak olarak kullandık. Hatta atölye sonunda takip ettiğimiz önemli filmlerin değerlendirmelerinin olduğu bir kitap çıkardık. Kısa filmler, belgeseller ve tanıtım filmleri çektik. Birbirimizin işlerinde çalıştık. Bu üç yıllık sürecin bana çok katkısı oldu ve kafamdaki sinema algısı büyük ölçüde o yıllarda şekillendi. Bir müddet sonra kendi filmimi yapmak istedim. Uygun şartları sağlamam oldukça uzun sürdü çünkü ilk film için zor bir proje seçmiştim. Abdülgafur’la (Şahin) senaryoyu yazdıktan sonra bir yıla yakın bir zaman ön hazırlık yaptık ve sonunda Ekmek’i çektik.

 

Kısa filminiz Ekmek pek çok ödül almıştı? Onun ardından animasyon yapmaya nasıl karar verdiniz?

 

Kendimi bildim bileli resim çiziyorum. Hayal Perdesi’ne başladığım dönemde de kara kalem ve sulu boya yapıyordum. O sırada animasyon konusunda ne yapabileceğimi araştırıyordum. Umutsuz Vaka adında bir animasyon film yapmıştım kendi çabalarımla. Bunun üzerine Murat Pay yazdığı bir animasyon senaryosundan bahsetti. Onu hayata geçirmeye karar verdik ve üç ay kadar uğraştık. Böylece Kavuşma filmi ortaya çıktı. Önemli festivallerde gösterildi ve izleyicilerden olumlu tepkiler aldı. Aslında asli amacımız animasyondan ziyade film üretmekti. Animasyon, kurmaca ya da belgesel olmasının bir önemi yoktu ancak animasyon formunu kullanarak film üretmemiz benim o dönemde birçok animasyon senaryosu yazmama vesile oldu. Bunun üzerine Kafa’yı yazdım. Kültür Bakanlığı’na başvurdum ve destek çıktı. Kafamda ne yapmak istediğimi senaryoyu yazarken kurmuştum. Daha sanatsal bir iş yapmak istiyordum. Tamamen bilgisayar üzerinden kotarılacak bir iş olsun istemedim. O yüzden süreç baya zorluydu. Değişik teknikleri kullandık. Bir sene gibi bir süreyi buldu Kafa’nın ortaya çıkması.

 

"Öteki" pek işlenen bir konu değil, bu konuda bir animasyon yapma fikri nereden geldi?

 

İnsanların iç dünyalarına odaklanmayı seviyorum. İnsan hikâyesi anlatacaksanız da yolunuz bir şekilde ötekilerden geçiyor zaten. Kafa’daki hikâyenin büyük resmi, son yıllarda klişeleşmiş bir konuydu aslında ama ben formla da oynayarak filme özgün bir tat katmak istedim. Yalnızlaşan, ötekileşen bir insan hikâyesinin değişik bir yorumuydu film. Ekmek’e göre daha minimalist bir film oldu. Hikâye ortaya çıktığında senaryodaki ip olayının getirdiği zorluk bizi animasyona yönlendirdi. Kurmaca da yapabilirdik ama aynı etkiyi göstermeyebilirdi. Animasyonla daha naif bir form elde edebiliyorsunuz ve bu insanları daha kolay yakalayabilmenize imkân veriyor. Daha özgür bir alan animasyon. Daha rahat hayal edebilmenizi, düşünebilmenizi ve özgünleşebilmenizi sağlıyor. Bu da izleyiciye bir şekilde yansıyor.

 

Animasyonu yaparken nasıl bir yol izlediniz? Hangi tekniği kullandınız? Karakter tasarımı, arka plan çizimleri, canlandırma sürecinden bahseder misiniz?

 

İki boyutlu animasyon yapmayı istiyordum çünkü onun izleyiciyle kurduğu ilişki üç boyuta göre çok daha farklı. Bence çok daha değerli bir alanı var. Daha fazla özgünleşebileceğimi hissettim bu tercihle birlikte. Sulu boyayı kullanmak istiyordum çünkü onun etkisini seviyorum. Arka planları nasıl yapabileceğimizi Ebuzer (Caner) ile konuştuk. Neler gerektiğine karar verdik. Storyboardlar genel olarak hazır olduğu için neye ihtiyacımız olduğu belliydi. Ebuzer kendi hayal ettiği şekli ile arka plan çizimlerini önce karakalemle çalıştı. Bazı revizeler yaptık birlikte ve sonra onları sulu boyayla renklendirdi. Karakter tasarımı kısmı ise oldukça zorluydu çünkü çok fazla karakter vardı filmde. Yine Ebuzer ile oturup konuştuk karakterler üzerine. O ana karakterleri tasarladı ve ben de animatifleştirmek için biraz basitleştirdim. Bazı yan karakterleri de ben tasarlayıp ekledim filme. Basitleştirme olayı biraz zor oldu ama bir kere kafanızda tasarladıktan sonra gerisi geliyor. Sonrası işçiliğe kalıyor. Ama ilk süreç beni baya zorladı. Hiç verim alamadığım günlerim oldu. Bazı yerleri full animasyon tekniğiyle yapmak zorunda kaldık. Genelde limitli animasyon tekniğini kullandık. Elle çizdiğim yerler de oldu bilgisayardan faydalandığım yerler de. Karakterlerin boyanması kısmı da hem çok zevkli hem de çok sancılı bir süreçti. Onun için sulu boyadan kahverengiye yakın renklerle bir renk skalası yaptık. Onları taratıp bilgisayara aktardım ve karakterlerin üzerine giydirdim.

 

Türkiye animasyon konusunda pek parlak bir gidişat göstermiyor. Sizce şartlar ne zaman olgunlaşır?

 

Gördüğüm kadarıyla bazı sıkıntılar devam ediyor ama tek tük de olsa uzun metraj filmlerin üretilmesi sevindirici bir gelişme. Türkiye’deki animasyon sektörünün öncelikli sorunu ekonomik aslında. Bir şirkette çalıştığınızda ancak uzun bir süreçten sonra ciddi anlamda maddi bir karşılık almaya başlıyorsunuz. Çalışma şartları çok ağır olduğu için bir süre sonra sabretmek zorlaşabiliyor. Sektörde belli bir çarka dahil olmanız gerekiyor. Yaptığınız işlerde yaratıcılığınızı ortaya koyamıyorsunuz. Bu da bir süre sonra hevesinizin kaçmasına sebep oluyor. Böylece geri çekilmeye başlıyorsunuz. Kendiniz kısa film yaptığınızda da bunun doğrudan bir ekonomik getirisi yok zaten. Çok fazla emek ve zaman isteyen bir iş olduğu için sık üretim gerçekleşemiyor çünkü hayatınızı bir şekilde devam ettirmeniz ve başka işler yapmanız gerekiyor. Bence Türkiye’de animasyonun gelişebilmesi için bazı çalışma şartlarının iyileştirilmesi ve daha fazla üretimin yapılması gerekiyor. Tabi öncelikle insanların kafasındaki animasyon algısı değişmeli. Sonra belki bir şeyler gelişmeye başlayabilir.

 

Animasyonun zorlukları ve imkânları hakkında neler söyleyebilirsiniz?

 

Animasyona ilk başladığımda pek çok yöntemi deneyip keşfetmeye çalıştım ve buna zamanım da vardı. O süreçte işi derinlemesine görme imkânım oldu diyebilirim. Bir şey olsun istiyorsunuz ama hemen olmuyor. O şeyin nasıl olacağını hemen kestiremiyorsunuz, uğraşıyorsunuz ama yine olmuyor. Zamanla, yavaş yavaş oturmaya başlıyor her şey ve bu sizin sabrınızın sınırlarını ölçüyor. Bir çeşit terbiye aslında. Bir şeyler oluşturmanın zorluğunu keşfediyorsunuz. Ortaya bir şeyler çıktıkça her şey daha zevkli hale geliyor ama o süreç de çok kolay geçmiyor. Mesela bir kol kaldırma hareketi için saatlerce uğraşmanız gerekebiliyor. Bir adamın yerinden kalkıp yürümesi filmde üç saniye sürüyor mesela. Böyle bir sahne için oturup plan yaptığınızda ise size üç günlük iş çıkabiliyor. Gerçekten başına oturmak ve ilk çizgiyi çizmek çok zor. İlk çizgiyi çizdiğinizde ise gerisi geliyor. Çok sabrettiğim, zorlandığım zamanlar oldu. Disiplin gerektiren bir iş sonuçta. Tabi işle uğraşırken sizi ondan alıkoyabilecek şeylerden de uzak durmanız gerekiyor. En başta internetten. Zaten içinizde sürekli bir kaçış isteğiyle yaşıyorsunuz. Buna imkân vermemek gerek. Dikkatin dağılmaması için izole bir ortam şart. Ben de izole olmaya çalıştım o dönemde. Eşimin de çok desteği oldu tabi.

 

Alpgiray Uğurlu'nun kitle fonlaması ile çektiği Enkaz filminin yardımcı yönetmeni ve ortak yapımcısısınız, kitle fonlaması film yapımında nasıl bir yol? Daha demokratik ve bağımsız mı gerçekten?

 

Kitle fonlaması yurtdışında çok önemli bir noktada, bizdeyse gelişme sürecinde ve çok bilinmiyor. Sadece maddi bir getiriyle ilgili değil aslında bu. Filmin tanıtım kısmını da kapsayan bir süreç. Bu süreçte film görücüye çıkıyor ve insanlar filmden haberdar oluyor. Bu da önemli bir şey ama Türkiye’de çok talep gören bir sistem değil henüz. İnsanlar haberini paylaşıyor fakat yardım etmiyorlar. Sonuçta 1 dolar da yardım edebilirsiniz, 10 dolar da 100 dolar da. Ama bizde az vermeyi ayıp olarak gören çok insan olduğu için 1 dolar vermek istemiyorlar. Bu da tabi biraz çıkmaza sokuyor durumu. Ben paylaşayım ama katkıda bulunmayayım mantığını aşmak çok kolay değil.  Biz yüzde yirmilik bir kısmını toplayabildik. Gene de oldukça önemli bizim için. Bağımsız sinemada en ufak katkının bile önemi oldukça fazla. Bundan dolayı destek olan arkadaşlara teşekkür ediyoruz.

 

Yeni animasyon projeleriniz var mı?

 

Evet, var. Sadece animasyon değil kurmaca ve belgesel projeleri de var. Bir yandan uzun metraj senaryosu da yazıyorum. Şu anki önceliğim animasyonda. Kültür Bakanlığı’ndan yeni animasyon projem Balık için destek aldım. Şimdi onu hayata geçirmek için çalışıyorum. Aslında daha sık film yapmak istiyorum ama sinemanın teorik kısmını da çok önemsediğim için akademik çalışmalara da ağırlık veriyorum. İkisi birbirini bir şekilde besliyor. 

 

 

 

YORUMLAR

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamıştır.

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz buradan üye olabilirsiniz.